3 Haziran 2008 Salı

Hasretinden Prangalar Eskittim-Mehmet Abime...

Dün Nazım Hikmet'in ölüm yıldönümü olması nedeni ilen düzenlenen bir konsere gittim. Güzeldi...
Sonra dilimde mısralar melodiler karışık eve döndüm... herneyse bugün iskelede gencliklerinin tüm coşkusuyla ve henüz onların ağzında kirlenmemiş sloganlarla satılmaya çalışan gazetelerden birine göz gezdirirken Ahmed Arif'in de ölüm yıldönümü olduğunu öğrendim 2 Haziran Ahmed Arif , 3 Haziran Nazım Hikmet 'indi. Çok gerilere gittim 14- 15 yaşıma Ankara'nın tepesinde zaten yeterince soğuk, gecekondular arasında kocaman dikilen gri bir yatılı okul binasına. Yeni yeni okuyordum Huberman, hatta tuğla gibi bir kitap vardı hiç unutmam
Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmin ABC si ( Boguslavski. Karpuşin. Rakitov) adları nı söylemek bile başlı başına bir gururdu 15 yaş için aslında bir sayfayı 4-5 kez okumama rağmen
anlamıyordum bu kitaptan ama zorla da olsa bitirmiştim.Nerde kalmıştık... Bazı şeylere çok erken başlamak doğru mu bilmiyorum ama yatılı okul çocukları böyledir... Ankara -Sakarya Caddesi tek tatil günümüz o da sınırlı sabah 9.00 çıkış-akşam 17.00 okulda olunacak hafta içi okuldan bile çıkmak yasak . Sakarya Caddesin de bir bahar günü gezinirken bir kitapevi gördüm ...İlhan İlhan Kitapevi 80 de öldürülen İlhan Erdost adına kurulmuş olduğunu daha sonradan öğrendiğim kitapevi çok sıcak bir yerdi... rüyada gibiydim sol yayınlarından ne kadar çok kitap vardı(ki bu kitaplar yaklaşık 3 sene sonra Glastnost politikası ve Sovyetlerin dağılmasının ardından sokaklarda yerlerde o kadar cüzi paralara satılırken içim sızlamıştı ( saatlerimi geçirmişim ki ... dünyanın en tatlı insanı Mehmet Ağabey aynen "Bulamadığım bir şey mi var ufaklık dedi" Ben de yok okuyabileceğim bir şeyler bakıyorum ama son okuduğum kitabı (Diy.Tar.Mat.ABC'Sİ) anlayamadım onun gibi bir şey istemiyorum dedim. Geldi raflara baktı..
2 Kitap aldı bunları alabilirsin dedi.Elimde 2 kitap ; Erdal Öz- Gülünün Solduğu Akşam diğeri
Ahmed Arif-Hasretinden Prangalar Eskittim.Evirdim çevirdim masasına geçmiş bir şeyler okuyordu...ben dedim sizce hangisini alayım 2 sini birden alamam gözlerime baktı...birini al birini ben sana hediye deyim dedi... ben şiddetle olmaz diye kafamı salladım kolay kolay bir şey alamam insanlardan almak istemem...güldü ozaman birini al diğerini oku kirletmeden getir haftaya dedi...bir an düşünüp tamam dedim. Gülünün solduğu akşamı hemen otobüste okumaya başladım bu arada Mehmet Abi benimle sohbet etmiş yatılı okuduğumu öğrenmişti... kitapları çok fazla açık açık okumamamı tembihledi Gülünün Solduğu akşamı o akşam bitirdim saat akşam 22.00 da ışıklar kapanmak zorundaydı o buz gibi tuvalette ki ışığın altında bitirdim heryerim tutulmuştu... çok şiddetli bir grip geçirmiştim hatta doktor 2 gün rapor vermişti...yatakhane de istirahat oooooo hastalığı filan unutmuştum bir daha okuyacaktım o kitabı ama diğer kitabı da merak ettim pek şiir sevmezdim hoş okurdum Orhan Veli nin şiirlerini ezbere ama okumaya başladım şiirleri ... yapayalnız yatakhane de "akşam erken iner mapushaneye "yi okurken aslında pek de farkım olmadığını düşündüm her akşam üstümüze ağır bir demir kapı kapanıp dışarıdan sürgüleniyordu yangın çıksa çıkamayız... erkek öğrenciler 11.30 a kadar tv izleyebilirken biz 9.30 da girmek zorundaydık bir gün müdürün yüzüne bunu haykırdığımda yediğim tokadı hala unutamam ... sonra ilk ezberlediğim Ahmed Arif şiiri ;
Hasretinden Prangalar Eskittim

"seni, anlatabilmek seni. iyi çocuklara, kahramanlara. seni, anlatabilmek seni, namussuza, haldan bilmez, kahpe yalana. ard - arda kaç zemheri, kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. dışarda gürül gürül akan bir dünya... bir ben uyumadım, kaç leylim bahar, hasretinden prangalar eskittim. saçlarina kan gülleri takayım bir o yana, bir bu yana... seni bağırabilsem seni, dipsiz kuyulara, akan yıldıza, bir kibrit çöpüne varana, okyanusun en ıssız dalgasına düşmüş bir kibrit çöpüne. yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, yitirmiş öpücükleri, payı yok, apansiz inen akşamdan. bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, seni, anlatabilsem seni... yokluğun, cehennemin öbür adıdır üşüyorum, kapama gözlerini..." Üşüyorum kapama gözlerini beni vuran mısraydı sürekli tekrarlıyordum o zaman bir de içimde anlamlandıramadığım hisler vardı ilk aşk gibi bir şey bana Huberman ı veren çocuk son sınıftaydı...bense hazırlık... gidecekti..biliyordum... sürekli ODTÜ sayıklıyordu sonra olmadı İstanbul'a gitti giderken ona bu şiiri okumuştum...o ise 18 yaşının tüm ukalalığıyla Nazım
okusaydın keşke diye bir cümle kurmuştu... Öküz ne olucak:)seneler sonra gördük birbirimizi hiç bir şey yoktu geride o lisedeki çocuktan... okuduğum hiç bir kitabı okumamış, dinlediğim hiç bir kasedi bilmiyordu... oysa ben biraz da ünv.ye kadar bu hırsla okumuştum...onu göreceğim ve bak artık senin kadar herşeyi biliyorum hırsı :) oysa onun hiç bir şey bilmediği çok aşikardı...
Hafta sonunu iple çektim kitaba gözüm gibi bakmıştım. Mehmet Abi'ye kitabı verirken teşekkür ettim. Sevdin mi şiirleri dedi. şiiri ona da okudum gülümsedi .Ben bu kitabı sana hediye ediyorum.Hem hediye almamak kabalıktır dedi .Bazı insanların yüzünde ve gözünde bir ifade vardır sıcacık, insan, herşeyinizle kendinizi teslim edebilirsiniz.. Mehmet Abimin yüzü de öyle sıcak öyle insan dı ...sonra bana her hafta okumam ve geri getirmem için kitaplar verdi hepsini okudum ...sonra bir gün gittiğimde yoktu Mehmet Abi... gitmişti yerine Odtü lü bir çocuk gelmişti... o duruyordu telefonunu sordum bilmediğini söyledi o zaman daha cep teledonları yoktu...ağzından laf alırım diye konuştum ama gerçekten bilmiyor gibiydi..bana bir şiir kitabı tavsiye edip edemeyeceğini sordum .Hiç Unutmam Octavia Paz'ın şiir kitabını verdi yani daha doğrusu paramla aldım...ve hiç okumadım o kitabı. Ne zaman Octavia Paz görsem kitapçılarda gözlerim doldu ... .Mehmet Abi 'mi hiç unutmadım... ve hiç Octavia Paz okumadım ama hep Ahmed Arif yüreğimi kanattı, Nazımsa öyle olmamasına rağmen hep biraz ukalaydı, 3 insan , 3 Şair ...

Hiç yorum yok: