saat gece 02.oo deli gibi evde içki arıyorum köşe de kalmış bir bira,annemin kıyıya köşeye sakladığı hediye gelmiş bir şarap kendimden korkuyorum bir an için... ama istediğim biraz olsun rahatlamak sonra kanyak şişem aklıma geliyor kışın soğuk havalarda çok üşüdüğüm için küçük bir yudumla içimi ısıtan o kanyak şisesi kısa bi arama sonucu buluyorum içinde hala var...sonra bir kaç çikolata... dışarıda geceye rağmen bunaltıcı bir sıcak var önce çikolatadan küçük bir ısırık kanyaktan büyükçe bir yudum alıyorum birden beynime bir balyoz yemiş gibiyim o sırada Mohsen Namjoo bağırıyor "torang" "senin acın" bu şarkıyı defalarca dinleyebilirim ve dinliyorumda gözlerimden uyku akıyor ama içimde bir şey var gitmesi gereken... ağlamak istiyorum yok...kusmak istiyorum....dışarı çıkıp yürümek istiyorum.. gece saat 2.00
gözlerim ağırlaşıyor...vücudum artık kendine yenik... ısrarla ayakta kalmaya çalışıyorum...
torang 10.kez tekrar söylerken Nick Cave i özlüyorum...önce where the wild roses grow dinliyorum "All beauty must die " derken belki de güzel olan şeylerin çirkinleşmemesi için öldürülmeliler diye düşünüyorum temiz olanın kirlenmemesi, güzel olanın çirkinleşmemesi içinşarkı devam ediyor...
"on the second day he came with a single red rose said, "will you give me your loss and your sorrow?"i nodded my head, as i lay on the bed he said, "if i show you the roses will you follow?"
"
Bana kayıplarını ve kederini verecek misin? Başımla onayladım...sana gülleri göstersem beni izler misin?
Başım zonklamaya devam ediyor ... soyunuyorum...hava sıcak ...gücüm yok...
Cohen in o güven veren güçlü sesini duymak istedim bana en acı veren şarkısı "Famaou Blue Raincoat"
Kadının elinde alan kardeşine yazdığı bir şarkıdır gerçek mi değil mi bilmiyorum ama şarkının bir yerinde Jane iki kardeş arasında kalandır ama kardeşiyle değildir adama dönmüştür...
"Jane de uyandı bu aradaSelamlarını yolluyor.Ne diyeyim sana, kardeşim, katilim,Ne diyebilirim sana?Galiba özledim seni, galiba affettimİyi oldu da çıktın yoluma.Birgün gelirsen buralara, Jane için ya da bana,Düşmanın uykuda olacak, kadınıysa özgürSağol çekip aldığın için o sıkıntıyı gözlerindenHiç geçmeyecek sanmıştım, ellememiştim hiç.Ve Jane geldi bir gün,elinde bir bukle saç,Sen vermişsin,öyle dedi
Hani kaçmayı düşündüğün o geceSelamlar,
Bütün sıkıntılar geçer ... bütün sıkıntıları gözerinizden alacak başka bir göz,başka bir ten, başka bir... bulunur ama hepsinde eksilirsiniz
Evet sırada ki şarkı...Ayaklarım uyuşuyor... evetttt buldummm... Passione dinlemek istiyorum
Saturno Contro-Bir Ömür Yetmez filminden
iki erkeğin birbirne duyduğu aşk bu kadar güzel anlatılabilir di bu kadar masum, bu kadar içten..Ferzan cığımı bu yüzden daha çok seviyorum Almadovar dan ...Yalnız 1 kadeh kanyaktan sonraFerzan cığım oldu ama öyleeee.... :)Neffa -Passione... güzel bir arkadaşımla çok severiz bu şarkıyı..geçen gün mesaj atmış bilmiyorum bana mı genel mi ama çok güzeldi sanırım isim vermediğim için paylaşabilirim ve umarım kızmaz
"Şimdi benim doğum günüm anlıyorum ki yaşadığım hayat beni katı yürekli ve zalim biri yapmış.Yaşattığım tüm mutsuzluklar ve acılar için tüm kalbimle özürdilerim"
içim ısındı ..okuyunca güldüm ... çoğumuz halen içinde çocuk hayaletleri ve tüm kırılganlığıyla duruyourz ama farkında bile değiliz ... Salud...arayamadım nice yıllara...:)
Evet içimdeki acı biraz uyukuya daldı içkiyle,müzikle sakinleştirdim ara sıra huysuzlanıyor ama
Caruso ile tam uyuyacağını düşünüyorum...
Evet kendimi yokluyorum ben de uyuyabilirim acımı uyuttum çünkü....
İyi geceler ...
28 Mayıs 2008 Çarşamba
Yılmaz Erdoğan Alıntılar
"Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyiçözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzündebir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...... Soğuğun ve karanlığın vehameti! "
"Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşıkolmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yinezaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:Bende sana yetecek kadar ben kalmadı..."
"her plansız ürperişin sonu hüsran ve hüsran çok sanat müziği bir kelimedir "
"Uzun bir yoldan gelenTedariksiz katiksiz bir yolcuyumYarali yarasiz sevdalardan geçtimKoynumda bir beyaz kagit boslukHer seyi anlattimOlan olmayan acitan sancitanBilsem ki sana varmak içindiBütün mola sancilariBütün stabilize arkadasliklarDaha hizli kosardimSeveradim gelirdimGözlerinin mercan maviligine"
"Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşıkolmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yinezaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:Bende sana yetecek kadar ben kalmadı..."
"her plansız ürperişin sonu hüsran ve hüsran çok sanat müziği bir kelimedir "
"Uzun bir yoldan gelenTedariksiz katiksiz bir yolcuyumYarali yarasiz sevdalardan geçtimKoynumda bir beyaz kagit boslukHer seyi anlattimOlan olmayan acitan sancitanBilsem ki sana varmak içindiBütün mola sancilariBütün stabilize arkadasliklarDaha hizli kosardimSeveradim gelirdimGözlerinin mercan maviligine"
27 Mayıs 2008 Salı
“Birbirlerinin hiçbir şeyi değilken, birbirlerinin her şeyi olmuşlardı” Goethe'den Charlotte von Stein'a...
“…
Sana söyleyemediklerimi karıncalara söyleyeceğim, bozkıra, senden benden yalnız.
Susuyoruz bak hep. Söyleyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz. Bozkır senden benden yalnız, oysa yaratık dolu, yaşam dolu –ya karıncalar.
Hep oturup cigara içiyoruz yetersiz, konyak içiyoruz yetersiz, en asıl yetersiz biziz, yalnızlığımız en yetersiz –ya bozkır.
Ben kadının biriysem sevilmeliyim, sen bilmezsin güzel miyim, en büyük güzelliğim senin bilinmezliğin, duymazlığın –ya en boş damlalar gözlerimizde.
Bak, tozluyuz biz, çok tozluyuz –ya bozkır, bozkır yolundan kamyonlar geçerken kalkan toz.
O başka, yapışkan bizimki, yağmurlarla yıkanmaz.
Bak, hayal kurarım, en zevksiz acıklılara gözyaşı dökerim de kendimi bilmem. Biz bilmeyiz birbirimizi; böylesine mutluyuz bazı.
Bu evrende her şeyi silecek birileri, yaşamları çoktan. Bu önemli değil; biz çoktan tükenmişiz.
Somutlara güvenimiz yok hiç; onlar yok. Herkesler her şeylerini çok şeylere harcıyorlar, tutsak kılıyor bu şeyler onları, hep onlara çarpıyorlar yaşantılarında.
Ama bak, gerçek tutsaklar biziz, soyuttan gelir bizim ki, savaşılmaz.
En değerli somutlarımı yoktan satarım da kurtulamam ötekilerden, bilirsin.
Bırakıp bırakıp ırak kentlere bile gidemeyiz, bu uğraşı ister.
Bak, bizi ağaçlandırmak güçtür –ya bozkır.
…”
SEVGİ SOYSAL
Sana söyleyemediklerimi karıncalara söyleyeceğim, bozkıra, senden benden yalnız.
Susuyoruz bak hep. Söyleyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz. Bozkır senden benden yalnız, oysa yaratık dolu, yaşam dolu –ya karıncalar.
Hep oturup cigara içiyoruz yetersiz, konyak içiyoruz yetersiz, en asıl yetersiz biziz, yalnızlığımız en yetersiz –ya bozkır.
Ben kadının biriysem sevilmeliyim, sen bilmezsin güzel miyim, en büyük güzelliğim senin bilinmezliğin, duymazlığın –ya en boş damlalar gözlerimizde.
Bak, tozluyuz biz, çok tozluyuz –ya bozkır, bozkır yolundan kamyonlar geçerken kalkan toz.
O başka, yapışkan bizimki, yağmurlarla yıkanmaz.
Bak, hayal kurarım, en zevksiz acıklılara gözyaşı dökerim de kendimi bilmem. Biz bilmeyiz birbirimizi; böylesine mutluyuz bazı.
Bu evrende her şeyi silecek birileri, yaşamları çoktan. Bu önemli değil; biz çoktan tükenmişiz.
Somutlara güvenimiz yok hiç; onlar yok. Herkesler her şeylerini çok şeylere harcıyorlar, tutsak kılıyor bu şeyler onları, hep onlara çarpıyorlar yaşantılarında.
Ama bak, gerçek tutsaklar biziz, soyuttan gelir bizim ki, savaşılmaz.
En değerli somutlarımı yoktan satarım da kurtulamam ötekilerden, bilirsin.
Bırakıp bırakıp ırak kentlere bile gidemeyiz, bu uğraşı ister.
Bak, bizi ağaçlandırmak güçtür –ya bozkır.
…”
SEVGİ SOYSAL
26 Mayıs 2008 Pazartesi
“...To my lonely...and beautiful country which I love passionately ” N.BİLGE CEYLAN

Bu ödülü sanki kendim almışım gibi ağlıyorum evet ağlıyorum kendim almış gibi ağlıyorum.Ben de herhalde ödül alsaydım buna benzer bir cümle kurardım sanırım. Biliyordum dedim içimden ... hani bazı insanlar vardır onlarla hiç tanışmamışsınızdır ve tanışmayacaksınızdır ama hep kendinizden ,hep kendinize çok yakın hissedersiniz Nuri Bilge Ceylan da o insanlarda biri ,o benim hayalim,tutkum...hayatıma yön veren kitaplar ve kişiler var.Kitap ve kahramanı olarak Vedat Türkali nin Bir Gün Tek Başına romanının Günsel'i diğeri de hiç yapamayacağımı bilmeme rağmen umarım bir gün yeterli cesaretim olur( hoş cesaretim var ama şu hayatımı devam ettirmem için çalışmam gerek ) ama sinema için Nuri Bilge Ceylan dır . Elektronik Müh.liğinden mezun olup sinema yüksek lisansı ve filmleri Mayıs Sıkıntısı, Kasaba,Uzak, İklimler pek çok kez Cannes da farklı ödüller aldı ama onun için en büyük ödül bu olmalı ...pek çok kimse alışamaz onun tarzına hoş onun da bunu pek iplediğini düşünmüyorum. Ama anlatmak istediğini anlarım ben uzaklığı, yabancılaşmayı, yalnızlığı, insanın bencillliğini, kadını, erkeği, tutkuyu...iç sıkıntısını... Ödül töreninde yüzündeki ifadeyi tekrar tekrar izliyorum... mutluluğu beni mutlu ediyor...
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=5&cbVideo=5248&cbQuality=1
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=5&cbVideo=5248&cbQuality=1
25 Mayıs 2008 Pazar
Uzun süre sonra kendimle başbaşayım , canım en ufak bir ses bile duymak istemiyor(müzik bile)
en savunmasız halimdeyim.Öylece aynaya bakıyorum snki vücudumda yüzümde yeni bir şey bulmak ister gibi ,omzumda yeni çıkan bir et beni, yüzümde biraz daha derinleşen kırışıklıklar
dışında yeni bir şey yok tırnaklarımdaki ojeler bozulmuş ki bozulan ve kırık bir tırnaktaki kırmızı
oje her zaman bana hep kırık camlı pis otel odalarını hatırlatır hep böyledir bu ama hayatımda çok pis yerlerde kaldım çok güzel yerlerde de belki dengeyi bulamama nedenim budur hep bir iniş çıkış hali hiç düz bir yol yok ... hep her an düşecekmiş gibi yaşadım...aslında şımarıklık da diyebilir bilenler eksik gedik bir şey yok gibi ama her an herşeyi sıfırlayıp düşecekmiş gibi yaşama hissini hiç atamadım sürekli bu hali yaşadığım içinde gördüğüm hiç bir pislik, anlatılan hiç bir kötülük, insanlar,marjinal kişilikler olaylar beni şaşırtmamaya başladı ... ama bu yeni değil
16 yaşımdan beri hep yaşamadığım yaşamları belki ben de bir gün yaşamak zorunda kalırım diye hayal ettim ... delilik ama artık uslandım gibi daha gençken bir gün sokakta yatmak zorunda kalırsam diye geceyi tek başıma sokakta geçirmeye karar verip bankta titrerken soluğu karakolda aldım eee kimseye anlatamazdım ama yanlış olan şey benim yüzüm giysilerim sokağa
ait değildi ki gayet temiz ve düzenli ve düzene dahildi tabii , sonra bir gün... neyse ...32 yaşındayım hayat devam ediyor öğrendiğim tek şey ... yalnızlık hep bize dahildir... ve en büyük yoksuluktur...
dışarıda güneş var,perdeler çekik, masam tozlu, üstümde bugün hiç gideceğini düşünmediğim bir tembellikle çok mu karamsar oldu ne...Stefan Zweig'in çok sevdiğim bir sözüyle bitirsem iyi olucak;
"bütün yalnızlar gibi özgür ve bütün özgürler gibi yalnız"
İlginç bir adam Zweig karısı(Lotte ) ile birlikte intihar ederek yaşamına son vermiştir.Bu arada ilk karısı Federike yi de kendisiyle intihar etmeye ikna etmeye çalıştığı rivayet edilir şahsen bilmiyorum bir gün sorarım karşılaşırsak ...:)
Herneyse iyi pazarlar...hala dışarı çıkmak istiyor musunuz?
en savunmasız halimdeyim.Öylece aynaya bakıyorum snki vücudumda yüzümde yeni bir şey bulmak ister gibi ,omzumda yeni çıkan bir et beni, yüzümde biraz daha derinleşen kırışıklıklar
dışında yeni bir şey yok tırnaklarımdaki ojeler bozulmuş ki bozulan ve kırık bir tırnaktaki kırmızı
oje her zaman bana hep kırık camlı pis otel odalarını hatırlatır hep böyledir bu ama hayatımda çok pis yerlerde kaldım çok güzel yerlerde de belki dengeyi bulamama nedenim budur hep bir iniş çıkış hali hiç düz bir yol yok ... hep her an düşecekmiş gibi yaşadım...aslında şımarıklık da diyebilir bilenler eksik gedik bir şey yok gibi ama her an herşeyi sıfırlayıp düşecekmiş gibi yaşama hissini hiç atamadım sürekli bu hali yaşadığım içinde gördüğüm hiç bir pislik, anlatılan hiç bir kötülük, insanlar,marjinal kişilikler olaylar beni şaşırtmamaya başladı ... ama bu yeni değil
16 yaşımdan beri hep yaşamadığım yaşamları belki ben de bir gün yaşamak zorunda kalırım diye hayal ettim ... delilik ama artık uslandım gibi daha gençken bir gün sokakta yatmak zorunda kalırsam diye geceyi tek başıma sokakta geçirmeye karar verip bankta titrerken soluğu karakolda aldım eee kimseye anlatamazdım ama yanlış olan şey benim yüzüm giysilerim sokağa
ait değildi ki gayet temiz ve düzenli ve düzene dahildi tabii , sonra bir gün... neyse ...32 yaşındayım hayat devam ediyor öğrendiğim tek şey ... yalnızlık hep bize dahildir... ve en büyük yoksuluktur...
dışarıda güneş var,perdeler çekik, masam tozlu, üstümde bugün hiç gideceğini düşünmediğim bir tembellikle çok mu karamsar oldu ne...Stefan Zweig'in çok sevdiğim bir sözüyle bitirsem iyi olucak;
"bütün yalnızlar gibi özgür ve bütün özgürler gibi yalnız"
İlginç bir adam Zweig karısı(Lotte ) ile birlikte intihar ederek yaşamına son vermiştir.Bu arada ilk karısı Federike yi de kendisiyle intihar etmeye ikna etmeye çalıştığı rivayet edilir şahsen bilmiyorum bir gün sorarım karşılaşırsak ...:)
Herneyse iyi pazarlar...hala dışarı çıkmak istiyor musunuz?
20 Mayıs 2008 Salı
YOKUŞ YOL'A / TURGUT UYAR
güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar
dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan
Kürdistan'da ve Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar
Muş - Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar
sen bir yaz güzelisin, yaprakların ekşi, suda yıkanırsan
portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar
bir yolda el ele gideriz, o yolda bir gün usanırsan
padişahlar ve Muşlar kanar, darülbedayiler kanar
Muş - Tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki
orada her zaman otlar otlar ergenlikler kanar
el ele gittiğimiz bir yolda sen gitgide büyürsen
benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar
dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan
Kürdistan'da ve Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar
Muş - Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar
sen bir yaz güzelisin, yaprakların ekşi, suda yıkanırsan
portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar
bir yolda el ele gideriz, o yolda bir gün usanırsan
padişahlar ve Muşlar kanar, darülbedayiler kanar
Muş - Tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki
orada her zaman otlar otlar ergenlikler kanar
el ele gittiğimiz bir yolda sen gitgide büyürsen
benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar
Sometimes, There is no word to say...

... yinelenen şey kendinden eksilir ... herşey aynıysa yeni bir şey yoktur ...yenilenilmez... yenilinir.. no anwer is answer ... suskunluk seçimin değildir oysa, ama there is no word to say diyerek bir cümleyi ana dilinde kurmak istemezsin... bazen hiçliğe olan özlemin gibi ...
akan suyun elinde kaybolup gitmesini gözlerinde ışıltılar oluşuncaya kadar izlersin... sonra yüzünü tavana kaldırır öyle bakarsın ... öyle bakarsın...bakarsın...bakarsın...bakmak seni rahatlatır... bir süre sonra beyaz tavan mavileşir sonsuz bir deniz gibi içine çeker seni ...kapı çarpar... içindeki tüm kapılar kapanır ...kimseye açmak istemezsin ...tam vurgun yemek üzereyken tüm nefesini toplayarak yüzeye çıkarsın... telaşla çırpınır soluk almaya çalışırsın ...gözlerin kızarmış vücudunda güç kalmamıştır...bir müzik başlar...olağanüstü bir hafiflikte "Dalgaları aş(arken)mak " ... Bess'e rastlarsın... bir çocuk gülüşüyle elini uzatır tutarsın... öylece tutarsın ... denizin ortasından seni göğe yükseltecekmiş gibi güvenle tutarsın... elini uzatır yaralarını okşarsın...görünür görünmez yaralarını ...herşey yavaş yavaş kaybolur ...
Bazen yaralarımızın kabukları bağlar bizi birbirimize...
akan suyun elinde kaybolup gitmesini gözlerinde ışıltılar oluşuncaya kadar izlersin... sonra yüzünü tavana kaldırır öyle bakarsın ... öyle bakarsın...bakarsın...bakarsın...bakmak seni rahatlatır... bir süre sonra beyaz tavan mavileşir sonsuz bir deniz gibi içine çeker seni ...kapı çarpar... içindeki tüm kapılar kapanır ...kimseye açmak istemezsin ...tam vurgun yemek üzereyken tüm nefesini toplayarak yüzeye çıkarsın... telaşla çırpınır soluk almaya çalışırsın ...gözlerin kızarmış vücudunda güç kalmamıştır...bir müzik başlar...olağanüstü bir hafiflikte "Dalgaları aş(arken)mak " ... Bess'e rastlarsın... bir çocuk gülüşüyle elini uzatır tutarsın... öylece tutarsın ... denizin ortasından seni göğe yükseltecekmiş gibi güvenle tutarsın... elini uzatır yaralarını okşarsın...görünür görünmez yaralarını ...herşey yavaş yavaş kaybolur ...
Bazen yaralarımızın kabukları bağlar bizi birbirimize...
17 Mayıs 2008 Cumartesi
Şehir / Konstantin Kavafis
"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,"bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;-bir ceset gibi- gömülü kalbim.Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."Yeni bir ülke bulamazsın.Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklardadolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;aynı evlerde kır düşecek saçlarına.Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.
GİTTİĞİNİZ HER YERE YÜREĞİNİZ SİZİNLE GELDİĞİ MÜDDETÇE Kİ GELECEKTİR.
BÜTÜN COĞRAFYALAR AYNIDIR.
15 Mayıs 2008 Perşembe
LE PETIT PRINCE
Annem, biryaz tatilinde hediye etmişti ve anlayamadığım için ki sanırım 9-10 yaşlarındaydım.
Annem anlat dediğinde sürekli tilki, tavuk, prens üçlemesini sayıp durmuştum:)ilk kez aşık olduğumda küçük prens in gülü ile söyledikleri hayal meyal aklıma geldi... Bir solukta gözyaşları içinde okumuştum defalarca okudum....aşık oldum terkedildim... bıkmadan usanmadan okudum
aşık oldum... terkettim ...ağladım...bıkmadan usanmadan okudum... yeri geldi,evcilleşmek istedim...yeri geldi evcilleşmek isteyenler oldu bir an tilki,bir an prens.. yaşam böyle geçip gidiyor ... ama yaşamıma giren her gül benim için hep önemli oldu ...
İşte tilki o zaman ortaya çıktı.- "Günaydın," dedi küçük prense.- "Günaydın," dedi küçük prens nazikçe ama kimseyi görememişti.- "Buradayım," dedi tilki. "Elma ağacının altında."- "Kimsiniz" dedi küçük prens.Sonra da, "çok güzel görünüyorsunuz" diye ekledi.- "Tilkiyim ben," dedi tilki.- "Benimle oynar mısın?" dedi küçük prens. "Cok mutsuzum."- "Hayır," dedi tilki. "Oynayamam; evcil değilim ben."- "Öyle mi? Bağışla beni," dedi küçük prens. Ama bir süre düşündükten sonra, "Evcil ne demek?" diye sordu.- "Sen buralı değilsin," dedi tilki. "Ne arıyorsun buralarda?"- "Insanları arıyorum," dedi küçük prens. "Evcil ne demek?"- "Insanları mı arıyorsun? Silahlari var ve avlıyorlar. Cok can sıkıcı.Ayrıca tavuk yetiştiriyorlar.Tek konuları bunlar. Tavuk mu arıyorsun?"- "Hayır," dedi küçük prens. "Arkadas arıyorum. Evcil ne demek?"- "Genellikle ihmal edilen bir iş," dedi tilki. "Bağlar kurmak anlamına geliyor."- "Bağlar kurmak mı?" Tilki :- "Yani," dedi. "Örneğin sen benim icin hala yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim icin gerekli de değilsin. Senin icin de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz, benzersiz olurum..." Küçük prens,- "Anlıyorum galiba," dedi. "Bir çiçek var...Galiba o beni evcillestirdi..."- "Olabilir," dedi tilki. "Dünyada böyle şeyler hep olur."- "Ama hayır, o Dünya'da değil," dedi küçük prens.Tilki şaşırmıştı. Merakla,- "Başka bir gezegende mi?" diye sordu.
Annem anlat dediğinde sürekli tilki, tavuk, prens üçlemesini sayıp durmuştum:)ilk kez aşık olduğumda küçük prens in gülü ile söyledikleri hayal meyal aklıma geldi... Bir solukta gözyaşları içinde okumuştum defalarca okudum....aşık oldum terkedildim... bıkmadan usanmadan okudum
aşık oldum... terkettim ...ağladım...bıkmadan usanmadan okudum... yeri geldi,evcilleşmek istedim...yeri geldi evcilleşmek isteyenler oldu bir an tilki,bir an prens.. yaşam böyle geçip gidiyor ... ama yaşamıma giren her gül benim için hep önemli oldu ...
İşte tilki o zaman ortaya çıktı.- "Günaydın," dedi küçük prense.- "Günaydın," dedi küçük prens nazikçe ama kimseyi görememişti.- "Buradayım," dedi tilki. "Elma ağacının altında."- "Kimsiniz" dedi küçük prens.Sonra da, "çok güzel görünüyorsunuz" diye ekledi.- "Tilkiyim ben," dedi tilki.- "Benimle oynar mısın?" dedi küçük prens. "Cok mutsuzum."- "Hayır," dedi tilki. "Oynayamam; evcil değilim ben."- "Öyle mi? Bağışla beni," dedi küçük prens. Ama bir süre düşündükten sonra, "Evcil ne demek?" diye sordu.- "Sen buralı değilsin," dedi tilki. "Ne arıyorsun buralarda?"- "Insanları arıyorum," dedi küçük prens. "Evcil ne demek?"- "Insanları mı arıyorsun? Silahlari var ve avlıyorlar. Cok can sıkıcı.Ayrıca tavuk yetiştiriyorlar.Tek konuları bunlar. Tavuk mu arıyorsun?"- "Hayır," dedi küçük prens. "Arkadas arıyorum. Evcil ne demek?"- "Genellikle ihmal edilen bir iş," dedi tilki. "Bağlar kurmak anlamına geliyor."- "Bağlar kurmak mı?" Tilki :- "Yani," dedi. "Örneğin sen benim icin hala yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim icin gerekli de değilsin. Senin icin de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz, benzersiz olurum..." Küçük prens,- "Anlıyorum galiba," dedi. "Bir çiçek var...Galiba o beni evcillestirdi..."- "Olabilir," dedi tilki. "Dünyada böyle şeyler hep olur."- "Ama hayır, o Dünya'da değil," dedi küçük prens.Tilki şaşırmıştı. Merakla,- "Başka bir gezegende mi?" diye sordu.
- "Evet."- "Orada avcılar var mı?"- "Yok."- "Aman ne hoş! Peki tavuklar?"- "Hayır, tavuklar da yok."- "Hiçbir şey mükemmel olamıyor," diyerek içini çekti tilki.Birden aklına bir fikir geldi.- "Benim yaşamım çok tekdüze," diye anlatmaya başladı."Ben tavukları avlıyorum; insanlar da beni.Bütün tavuklar birbirine benziyor, bütün insanlar da... Bu yüzden çok sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duydugum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim.Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken seninkiler tıpkı bir müzik sesi gibi beni cağıracak, sığınağımdan çıkaracak. Hem bak,şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Buğday tarlalarının da hiçbir anlamı yoktur benim icin. Bu da çok üzücü.Ama senin saçların altın sarısı.Beni evcilleştirdiğini bir düşü! Buğday da altın sarısı. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ve ben buğday tarlalarında esen rüzgarın sesini de seveceğim..." Tilki uzun süre küçük prense baktı. Sonra da,- "Lütfen.. Evcilleştir beni!" dedi.- "Çok isterim," dedi küçük prens. "Ama burada çok kalmayacağım. Bulmam gereken yeni dostlar ve anlamam gereken çok şey var."- "Insan ancak evcilleştirirse anlar," dedi tilki. "Insanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar.Ama dostluk satılan dükkan olmadığı için dostları yok artik.Eğer dost istiyorsan beni evcilleştir."- "Seni evcilleştirmek için ne yapmalıyım?" diye sordu küçük prens.- "Cok sabırlı olmalısın," dedi tilki. "önce karşıma, şöyle uzağa çimenlerin üstüne oturacaksın. Gözümün ucuyla sana bakacağım, ama bir şey söylemeyeceksin.Sözler yanlış anlamaların kaynağıdır.Her gün biraz daha yakınıma oturacaksın..." Ertesi gün küçük prens yine geldi.- "Aynı saatte gelmen daha iyi olur," dedi tilki."örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım.Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum. Ne kadar mutlu olduğumu görmüş olursun. Ama herhangi bir zamanda gelirsen yüreğim saat kaçta senin icin çarpacağını bilemez. Insanın belli alışkanlıkları olmalı..." - "Alışkanlıkları mı?"- "Evet.Bunlar coğunlukla ihmal edilir," dedi tilki."Alışkanlıklar bir günü öteki günlerden, bir saati öteki saatlerden farklı kılan şeylerdir.Örneğin benim avcımın bir alışkanlığı vardır.Her perşembe koyun kızlarıyla dansa giderler.Bu nedenle perşembe günleri benim için güzel günlerdir. Üzüm bağlarına kadar sokulabilirim o günler.Ama avcılar herhangi bir günün herhangi bir saatinde gidiyor olsalardı hiç tatilim olmazdı."Böylece küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ayrılma zamanı geldiğinde tilki, "Ağlayacağım" dedi.- "Benim bunda bir suçum yok," dedi küçük prens. "Seni üzmek istememiştim ama evcilleştirilmeyi sen istedin..."- "Evet orası öyle," dedi tilki- "Ama ağlayacağını söylüyorsun."- "Evet, öyle," dedi tilki.- "O halde evcilleştirilmek senin için pek iyi olmadı!"- "Çok iyi oldu!" dedi tilki. "Buğdayların rengini düşün." Sonra da, "Gidip güllere bak şimdi," diye ekledi. "Kendi gülünün eşi benzeri olmadığını göreceksin.Sonra da gel vedalaşalı. Sana armağan olarak bir sır vereceğim." Küçük prens gidip güllere baktı.- "Siz benim gülüme hiç benzemiyorsunuz," dedi. "Hatta hiçbir şeysiniz şu anda.Çünkü ne bir kimse sizi evcilleştirdi, ne de siz bir kimseyi.Ilk gördüğüm zamanki tilkim gibisiniz. O zaman yüz bin başka tilkiden herhangi biriydi. Ama şimdi dostum oldu ve benim icin eşi benzeri yok."Güller çok utanmışlardı.- "Çok güzelsiniz, ama boşsunuz benim için," diye sürdürdü sözlerini küçük prens. "Insan sizin için ölemez. Doğru, gelip geçici biri için benim çiçeğimin sizden hiçbir farkı yok. Ama o benim icin yüzlercenizden daha önemli;çünkü suladığım,cam bir fanusun altına koydugum, önüne siperlik yerleştirdiğim çiçek o.Çünkü tırtılları ben onun için öldürdüm. (Birkaç tanesini bıraktık, sonradan kelebek oldular.) Çünkü, yakındığı ya da övündüğü, ya da hiçbir şey söylemediği zamanlarda dinlediğim çiçeğim o benim. Çünkü o BENİM çiçeğim." Tilkinin yanına döndü sonra:- "Hoşça kal," dedi.-"Hoşça kal," dedi tilki. "Işte sana bir sır, cok basit birşey;Insan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez".- "Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.- "Gülünü senin icin önemli kılan, onun icin harcamış olduğun zamandır."- "Onun icin harcamış olduğum..." diye yineledi kücük prens.Unutmamalıydı bunu.- "Insanlar unuttular bunu," dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın.Evcilleştirdiğimiz şeylerden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun..."- "Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens.Bunu da unutmamalıydı...
13 Mayıs 2008 Salı
AHHH YOUTUBE SEN NELERE KADİRSİN BANA MAKARNA TARİFİ BİLE YAPTIRDIN:)
Youtube a erieşmeyişimin 13. günü , abartıyorum ama sevgili özler gibi özledim. Erişmeye başlayayım ekranı öpücem ,o güzel kırmızı logosunu sevicem. Zaten hiçbir şeye tahammül edemeyerek erişimi engelleyen zatların silsileleri beni hergün yeterince duyuyordur.İşimin arasında dinlediğim bir kaç şarkıyla mutlu olma hakkımı bile elimden alan mantar kafalar...
biraz olsun masamdan uzaklaşayım ne yapayım derken dedim ki beni ne mutlu eder... kocaman tabak bir makarna ve size spesiyalimin tarifini yazıyorum :)
Malzemeler:
Zeytinyağı ayçiçek de olur kasmayın,
3-4 Adet Domates
2-3 Diş Sarmısak,
Tavuk Bulyon(2 Adet )
Kırmızı Pul Biber-Acısos varsa daha iyi olur.
Fesleğen ,
Kekik,
Tuz,
Tercihen Kalem Makarna , Solucan(küçükken öyle derdim ben )( Spagetti) Makarna,
Birazcık Kaşar Peynir ( Parmesan dermişim kilosu 75-80 YTL yerse...)
Ama evet şımarıklık yapıp dolabınızda 2 kilosunu Carrefour veya metrolardan 20 ytl gibi bir rakama alacağınız abartmadığınız müdettçede makarnalarınıza lezzet katacak karides, ben de çok pahalı olduğunu düşünüyordum ama sonuçta 2 kilo yemiyorsunuz)
Evet:
Zeytinyağı konulmuş bir tencereye rendelenen domates ve kıyılmış sarmısaklar eklenir.Daha sonra içine 1 adet kesmeşeker atabilisiniz sosunuz sırf domates olacağı için ekşi olmasın diye
domates sos kıvamını almaya başlayınca bulyonları ekleyip tadına bakın , bulyonlar çok tuzlu olduğu için tuz atmayabilirsiniz.Bu arada bi zahmet makarnalar başka bir tencerede haşlana dursun.Dondrulmuş karideslerden şöyle 100-200 gram kadar alarak buzunu çözün ve bu karışıma ekleyin zaten çok çabuk pişecektir.Minik minik kıvrılır onlar:) Sonra fesleğen,kekik,acisso veya pul acıbiber koyun şöyle nazikçe ,sevgi ile karıştırın tamam abarttım:) Haşlanan makarnaları asla ama asla soğuk suya tutmayın.Hatta tabağa çok azcık kendi suyuyla koyun ,üstüne sosu ilave edin, rendeleniş kaşar peynirini serpin. Eğer baharsa ve benim gibi fesleğen görünce dayanamayıp alıyorsanız , ki biz köydeyken anneannem feslikan derdi , hoş hala öyle der... canım anneannem çok özledim ... Kaşarın üstüne birkaç yaprak feslikan koyun,gidin güzel bir müzik açın (Ben şimdi olsa passione veya tarantella dinlemek isterdim) ... varsa 1 kadeh şarap ... (Dia da satılan Avanos Vadisi şarapları var, fiyatına aldanıp kötü diye düşünmeyin 5,5-6 YTL ama gerçekten çok güzel içimi tavsiye ederim) keyfini çıkarın...ve tarifin en önemli yanı yalnız başınıza yemeyin :)
Afiyet olsun...:)
biraz olsun masamdan uzaklaşayım ne yapayım derken dedim ki beni ne mutlu eder... kocaman tabak bir makarna ve size spesiyalimin tarifini yazıyorum :)
Malzemeler:
Zeytinyağı ayçiçek de olur kasmayın,
3-4 Adet Domates
2-3 Diş Sarmısak,
Tavuk Bulyon(2 Adet )
Kırmızı Pul Biber-Acısos varsa daha iyi olur.
Fesleğen ,
Kekik,
Tuz,
Tercihen Kalem Makarna , Solucan(küçükken öyle derdim ben )( Spagetti) Makarna,
Birazcık Kaşar Peynir ( Parmesan dermişim kilosu 75-80 YTL yerse...)
Ama evet şımarıklık yapıp dolabınızda 2 kilosunu Carrefour veya metrolardan 20 ytl gibi bir rakama alacağınız abartmadığınız müdettçede makarnalarınıza lezzet katacak karides, ben de çok pahalı olduğunu düşünüyordum ama sonuçta 2 kilo yemiyorsunuz)
Evet:
Zeytinyağı konulmuş bir tencereye rendelenen domates ve kıyılmış sarmısaklar eklenir.Daha sonra içine 1 adet kesmeşeker atabilisiniz sosunuz sırf domates olacağı için ekşi olmasın diye
domates sos kıvamını almaya başlayınca bulyonları ekleyip tadına bakın , bulyonlar çok tuzlu olduğu için tuz atmayabilirsiniz.Bu arada bi zahmet makarnalar başka bir tencerede haşlana dursun.Dondrulmuş karideslerden şöyle 100-200 gram kadar alarak buzunu çözün ve bu karışıma ekleyin zaten çok çabuk pişecektir.Minik minik kıvrılır onlar:) Sonra fesleğen,kekik,acisso veya pul acıbiber koyun şöyle nazikçe ,sevgi ile karıştırın tamam abarttım:) Haşlanan makarnaları asla ama asla soğuk suya tutmayın.Hatta tabağa çok azcık kendi suyuyla koyun ,üstüne sosu ilave edin, rendeleniş kaşar peynirini serpin. Eğer baharsa ve benim gibi fesleğen görünce dayanamayıp alıyorsanız , ki biz köydeyken anneannem feslikan derdi , hoş hala öyle der... canım anneannem çok özledim ... Kaşarın üstüne birkaç yaprak feslikan koyun,gidin güzel bir müzik açın (Ben şimdi olsa passione veya tarantella dinlemek isterdim) ... varsa 1 kadeh şarap ... (Dia da satılan Avanos Vadisi şarapları var, fiyatına aldanıp kötü diye düşünmeyin 5,5-6 YTL ama gerçekten çok güzel içimi tavsiye ederim) keyfini çıkarın...ve tarifin en önemli yanı yalnız başınıza yemeyin :)
Afiyet olsun...:)
12 Mayıs 2008 Pazartesi
- Eve gidel(im)-(mi)?
-Neden?
-Bil(me)m-sen...
"
uyuması için birine şarkı söylemek istiyorum, birisinin yanına oturup hareketsizce durmak. seni sallayarak bir şarkı mırıldanmak istiyorum, tam uykuya dalacağın sırada seninle birlikte olmak. evdeki tek uyanık kişinin ben olmasını, gecenin soğuk olduğunu tek bilenin. hem içeriyi, hem de dışarıyı dinlemek istiyorum, senin içini, dünyanın ve ormanların. saatler, zillerini ağır ağır çalıyorlar, ve sen zamanın aslına inebiliyorsun. sokakta bir yabancı yürüyor ve yoldan geçen bir köpeği rahatsız ediyor. ardından sessizlik geliyor. gözlerimi sana, ellerimi uzatırcasına sunmuştum, karanlığın içinde bir şeyler kıpırdadığında, seni hafifçe tutup sonra da bırakmaları için."
Rainer Maria Rilke
-Neden?
-Bil(me)m-sen...
"
uyuması için birine şarkı söylemek istiyorum, birisinin yanına oturup hareketsizce durmak. seni sallayarak bir şarkı mırıldanmak istiyorum, tam uykuya dalacağın sırada seninle birlikte olmak. evdeki tek uyanık kişinin ben olmasını, gecenin soğuk olduğunu tek bilenin. hem içeriyi, hem de dışarıyı dinlemek istiyorum, senin içini, dünyanın ve ormanların. saatler, zillerini ağır ağır çalıyorlar, ve sen zamanın aslına inebiliyorsun. sokakta bir yabancı yürüyor ve yoldan geçen bir köpeği rahatsız ediyor. ardından sessizlik geliyor. gözlerimi sana, ellerimi uzatırcasına sunmuştum, karanlığın içinde bir şeyler kıpırdadığında, seni hafifçe tutup sonra da bırakmaları için."
Rainer Maria Rilke
11 Mayıs 2008 Pazar
DAHA NİCE YILLARA 68
Bugün dolu dolu bir gündü ... kapıdan dışarı adımı attığımda yüzüme vuran güneşle vücudumdaki serotonin seviyesi artmaya başladı , çikolata ve muzunda arttırdığı söylenir
"Serotonin, monoamin bir nörotransmitterdir. Triptofan aminoasitinden sentezlenir. Beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılarak daralır; serotonin düzeyi düştükçe genişler" Depresyon anksiyete tedavisinde geri alım inhibitörü içeren ilaçlar verilir.Yapay mutluluklar... Kısaca mutluluk hormonu ama benimki tamamen doğaldı...
Sonra gazetemi aldım dopdoluydu.Birden hangisini okuyacağımı şaşırdım.Mayıs 68...
Evet en sevdiğim ay Mayıs ,keşke o yıllarda yaşasaydım dediğim 1968...Fransız İhtilali döneminin anlatan ve en sevdiğim Japon animesi Lady Oscar idolumdür ama bunun biraz masalsı olduğunu düşünerek Tülay Geman ın 68 Fransa'sında yaşadığı anılarıyla bir an ben de Sorbonne Üniversitesinin anfisinde " Sosyalizm ve özgürlük birbirinden ayrılmaz " diyen Jean-Paul Satre ı dinledim." Otoriter topluma hayır !" , "Yasaklamak yasaktır.", "Büyük okullar (paralı) kapitalist sisteme elit yetiştiren fabrikalardır ..." sloganlarını atan topluluğun için de idim.
Bugün katıldığım bir sempozyumda , özel bir üniversitede ders veren Yusuf Eradam ın tek telefonla sınıf geçildiğini ve ön sıralarda taşınabilir bilgisayarıyla derse gelen ve internete bağlanarak müdahele eden bir kız öğrencinin Deniz Gezmiş ten söz edildikten sonra " o kim "
diye sormuş olduğunu öğrenmem içimi acıtmadı değil ...çok acıttı ...daldan dala atlıyorum ama içimden geldiği gibi yazacağımı belirtmiştim.Sonra yine gazetede okuduğum şiirin bir kaç mısrasını hatırladım .
Jacques Prevert ;
"umuda kilit vurulmuş/Fikirler hapsedilmiş/Gençlik susturulmuş/Dayanamayıp da ağzını açtığında..."
Sonra tekstil işçisi Esra nın , alınterinin serüveni için en güzel giysilerini giyip, bir bayram havasında katıldığı 1 Mayıs ta dayak yerken ki görüntüleri, ve ertesi gün bu görüntülerden ötürü
işini kaybetmiş olması ...İnsanın bazen boğazına doğru bir çığlık yükselir ...O an hızla geçen bir trenin yanında olmanızı tavsiye ederim .Avazınız çıktığı kadar bağırabilirsiniz ,iki istasyon arası yaklaşık 3 -5 dakikadır ve inanın içnizdeki acı birazcık hafifler.Yazının başındaki serotononinde eser kalmadı...kalmasın..çünkü ,MUTLULUK BİREYSEL DEĞİLDİR
Uyumalıyım yarın yorucu bir gün olacak...
Eğer çok yorulmazsam, bir an olsun o fotoğraf karelerinde yer almak istediğim bir fotoğraf sergisine gitmek istiyorumiçin .Bruno Barbey in " Mayıs 68 " sergisi Fotoğraf Evi'nde...
D'm bugün için teşekkürler,neyse ki varsın...
Bugün dolu dolu bir gündü ... kapıdan dışarı adımı attığımda yüzüme vuran güneşle vücudumdaki serotonin seviyesi artmaya başladı , çikolata ve muzunda arttırdığı söylenir
"Serotonin, monoamin bir nörotransmitterdir. Triptofan aminoasitinden sentezlenir. Beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılarak daralır; serotonin düzeyi düştükçe genişler" Depresyon anksiyete tedavisinde geri alım inhibitörü içeren ilaçlar verilir.Yapay mutluluklar... Kısaca mutluluk hormonu ama benimki tamamen doğaldı...
Sonra gazetemi aldım dopdoluydu.Birden hangisini okuyacağımı şaşırdım.Mayıs 68...
Evet en sevdiğim ay Mayıs ,keşke o yıllarda yaşasaydım dediğim 1968...Fransız İhtilali döneminin anlatan ve en sevdiğim Japon animesi Lady Oscar idolumdür ama bunun biraz masalsı olduğunu düşünerek Tülay Geman ın 68 Fransa'sında yaşadığı anılarıyla bir an ben de Sorbonne Üniversitesinin anfisinde " Sosyalizm ve özgürlük birbirinden ayrılmaz " diyen Jean-Paul Satre ı dinledim." Otoriter topluma hayır !" , "Yasaklamak yasaktır.", "Büyük okullar (paralı) kapitalist sisteme elit yetiştiren fabrikalardır ..." sloganlarını atan topluluğun için de idim.
Bugün katıldığım bir sempozyumda , özel bir üniversitede ders veren Yusuf Eradam ın tek telefonla sınıf geçildiğini ve ön sıralarda taşınabilir bilgisayarıyla derse gelen ve internete bağlanarak müdahele eden bir kız öğrencinin Deniz Gezmiş ten söz edildikten sonra " o kim "
diye sormuş olduğunu öğrenmem içimi acıtmadı değil ...çok acıttı ...daldan dala atlıyorum ama içimden geldiği gibi yazacağımı belirtmiştim.Sonra yine gazetede okuduğum şiirin bir kaç mısrasını hatırladım .
Jacques Prevert ;
"umuda kilit vurulmuş/Fikirler hapsedilmiş/Gençlik susturulmuş/Dayanamayıp da ağzını açtığında..."
Sonra tekstil işçisi Esra nın , alınterinin serüveni için en güzel giysilerini giyip, bir bayram havasında katıldığı 1 Mayıs ta dayak yerken ki görüntüleri, ve ertesi gün bu görüntülerden ötürü
işini kaybetmiş olması ...İnsanın bazen boğazına doğru bir çığlık yükselir ...O an hızla geçen bir trenin yanında olmanızı tavsiye ederim .Avazınız çıktığı kadar bağırabilirsiniz ,iki istasyon arası yaklaşık 3 -5 dakikadır ve inanın içnizdeki acı birazcık hafifler.Yazının başındaki serotononinde eser kalmadı...kalmasın..çünkü ,MUTLULUK BİREYSEL DEĞİLDİR
Uyumalıyım yarın yorucu bir gün olacak...
Eğer çok yorulmazsam, bir an olsun o fotoğraf karelerinde yer almak istediğim bir fotoğraf sergisine gitmek istiyorumiçin .Bruno Barbey in " Mayıs 68 " sergisi Fotoğraf Evi'nde...
D'm bugün için teşekkürler,neyse ki varsın...
10 Mayıs 2008 Cumartesi
"Seni bir gün en yakının ele verirse eğer,öğren susmasını ve ağlamamasını.bir kavanozun içinde mavi bir gülyetiştir her gün daha çok yaşayan.bir masalın ağzını kapat ve yatgeniş odalarda. Bir oksijen çadırında.ona kötü bir şey olsun istedim.bana âşık olsun istedim."L.M.....(mürdüm olsa
severim ben hem mürdüm eriğini ,hem rengini)
La llorona (ağlayan kadın) , iyi ve kaybeden kadınlar vardır...aslında böyle sınıflamakta yanlış...bu arada bu sayfaya yazacağım tüm yazıları asla düzeltmeden içimden geldiği gibi yazacağım için tüm küfürleriniz kabulumdür büyük ihtimalle yazarkenden de sarhoş olma ihtimalim çok yüksek olacağı için ne düşündüğünüz umrumda bile değil hayatta ne düşündüğü benim için önemli olan sadece 1- 2 kişi var çünkü ...:)sizin de bu sayıya dahil olma ihtimaliniz ...ihtimal olasılık kombinasyon permütasyon aynı şeylerdi sanırım... bir kadın bir erkekle 2. görüşmede sevişirse ,sev(iş) mek sevmek karşılıklı ve isteş bir fill 2. görüşmeye uygun mu bilmem bazen evet, bazen ..."sevgi emek(mi) tir?" selvi boylum al yazmalım
bilmem o kadın yani yaklaşık 16 kez izlediğim filmde ki Asya yı hep giderken omzundan tutup sarsmak istemişimdir... kendine gel diye ... sefkatle, iyilikle olmaz sadece ... yatağında yatıp...
senelerce bir adamı düşlemek mi istiyorsun...sadece iyi diye, sadece Samet baba dedi diye ve sen ve sen Asya eğer güzel bir kadın olmasaydın ... ne sevgi ne şefkat olur muydu Asya o adamın (Cemşit ) şefkati senin aşkını elde edememekten doğdu,iyiliği o yüzden ...belki kötüyüm ama ..aşk tutkudur Asya ... bırak... sen bu kadar güzel ,sen bu kadar iyi ,sen bu kadar sadık ,sen bu kadar kadın olduktan sonra...şefkat denizde kumdur Asya ama sen...sen demedin mi ""elini tuttum sicacikti.. sanki yuregi elimdeymis gibi" elinde bir yüreği hissetmek zordur Asya ..hep bir masalın ağzını kapatıp,geniş odalarda yalnız , bir oksijen çadırında soluksuz gibi kalsan da... kötü bir şey yap Asya iyi şeyler hep zaten kurallı,kabullenilmiş, düzene dahildir kötü bir şey olsun istedim... aşık olmak istedim de...
severim ben hem mürdüm eriğini ,hem rengini)
La llorona (ağlayan kadın) , iyi ve kaybeden kadınlar vardır...aslında böyle sınıflamakta yanlış...bu arada bu sayfaya yazacağım tüm yazıları asla düzeltmeden içimden geldiği gibi yazacağım için tüm küfürleriniz kabulumdür büyük ihtimalle yazarkenden de sarhoş olma ihtimalim çok yüksek olacağı için ne düşündüğünüz umrumda bile değil hayatta ne düşündüğü benim için önemli olan sadece 1- 2 kişi var çünkü ...:)sizin de bu sayıya dahil olma ihtimaliniz ...ihtimal olasılık kombinasyon permütasyon aynı şeylerdi sanırım... bir kadın bir erkekle 2. görüşmede sevişirse ,sev(iş) mek sevmek karşılıklı ve isteş bir fill 2. görüşmeye uygun mu bilmem bazen evet, bazen ..."sevgi emek(mi) tir?" selvi boylum al yazmalım
bilmem o kadın yani yaklaşık 16 kez izlediğim filmde ki Asya yı hep giderken omzundan tutup sarsmak istemişimdir... kendine gel diye ... sefkatle, iyilikle olmaz sadece ... yatağında yatıp...
senelerce bir adamı düşlemek mi istiyorsun...sadece iyi diye, sadece Samet baba dedi diye ve sen ve sen Asya eğer güzel bir kadın olmasaydın ... ne sevgi ne şefkat olur muydu Asya o adamın (Cemşit ) şefkati senin aşkını elde edememekten doğdu,iyiliği o yüzden ...belki kötüyüm ama ..aşk tutkudur Asya ... bırak... sen bu kadar güzel ,sen bu kadar iyi ,sen bu kadar sadık ,sen bu kadar kadın olduktan sonra...şefkat denizde kumdur Asya ama sen...sen demedin mi ""elini tuttum sicacikti.. sanki yuregi elimdeymis gibi" elinde bir yüreği hissetmek zordur Asya ..hep bir masalın ağzını kapatıp,geniş odalarda yalnız , bir oksijen çadırında soluksuz gibi kalsan da... kötü bir şey yap Asya iyi şeyler hep zaten kurallı,kabullenilmiş, düzene dahildir kötü bir şey olsun istedim... aşık olmak istedim de...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)