21 Temmuz 2008 Pazartesi

Choose life- Trainspotting-LIFE IS FOR MY OWN TO LIVE MY OWN WAY

"choose life. choose a job. choose a career. choose a family. choose a fucking big television. choose washing machines, cars, compact disc players and electrical tin openers. choose good health, low cholesterol, and dental insurance. choose fixed interest mortgage repayments. choose a starter home. choose your friends. choose leisurewear and matching fabrics. choose diy and wondering who the fuck you are on a sunday morning:) choose sitting on that couch watching mind-numbing, spirit crushing game shows, stuffing junk food into your mouth. choose rotting away at the end of it all, pishing your last in a miserable home, nothing more than an embarrassment to the selfish, fucked up brats you spawned to replace yourself. choose a future. choose life... but why would i want to do a thing like that?"

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Birhan Keskin, Ingeborg Bachmann ve İzler

Birhan Keskin, Ingeborg Bachmann ve İzler


Bekliyorum…Yüreğimin başköşesine hüzün tam yerleşmemişken, bir an sert bir hareketle oturduğum sandalyeden kalkıp, sandaletlerimi giyip sokağa inip nefessiz kalana kadar koşmak istiyorum.Fakat çok geç… Şarkı başladı… Şiir okundu… İsmim bile bana yabancı duymuyorum.Mohsen Namjoo -İranlı bir şarkıcı- söylemeye başladı şarkısını, şarkının ismi Torang anlamı-senin acın- demekmiş. Evet, herkesin acısı kendisinindir. Herkesin acısı kıvrılır, kendine en yakın yeri yüreğini bulur. Biliyorum ki bu yazı bitene kadar bu şarkı sürecek…
Şiirler arasında gezinirken Birhan Keskin’in Kim Bağışlayacak Beni adlı kitabından aşağıdaki şiirine rastlıyorum;"Hiçbir şey gelmeyecek bundan böyle gerçekten iyi misin ingeborg? Affedebildin mi? Tekrar sevebiliyor musun? Yaralanan bir şey tekrar iyileşebilir mi? iyileşen yerde iz kalınca tekrar eskisi gibi olunur mu? Hayır, ingeborg iz bırakmaz insanı hiçbir iz bırakmadı beni hiçbir iz onu bırakmadı ve biz bu izlerle eskisi gibi olamıyoruz eskisi gibi olunamayınca ne öncesi gibi ne de sonrası gibi olunamıyor hiçbir zamanda olamamak bunu anlamak ah ingeborg martı çığlıklarıyla bile olsa yırtılan ipek bir daha dikilemeyecek"
Bir sürü iz var üzerimizde, görünen… Görünmeyen… Görünmeyenler daha çok acıtıyor. Yerini bile unutmuşken kendini hatırlatıveriyor sinsice. Şairin dediği gibi bırakmıyorlar izler bizi, gözümüzden yaş, dilimizde yalan sözcükler, yüzümüzde iğreti gülüşlere neden oluyor, yatağımızda gözlerimiz dikili tavana bakarken, uyuyabilmek için sımsıkı yumarken gözlerimizi hep bizimleler...
Birhan Keskin’in bu şiiri Ingeborg Bachmann’ın izleyen şiirine karşılık yazmış olduğunu düşünüyorum.
“BİLMECE-Hans Werner Henze'ye, Ariosi dönemi için -
Hiçbir şey gelmeyecek bundan böyle.Bir daha ilkbahar olmayacak.Herkese kehanetidir bin yıllık takvimlerin.
Ama yaz ve hani derler ya,‘yazdan kalma’ diye, onlar da olmayacak-Artık hiçbir şey gelmeyecek.Asla ağlamamalısın,Der bir şarkı.
Onun dışındaBir şeyDiyenKimse yok.”
Bachmann bu şiiri Hans Werner Henze’ye yazmış. İkisi bir ilişki yaşamışlar ve Hans Wener Henze, Bachmann’ın bazı şiirlerini de bestelemiş. İnsan merak etmiyor değil okumak, bilmek istiyor ki“Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar...” diyen bir kadının aşkını…
Ayrı coğrafyalarda, ayrı dönemlerde yaşayan iki ayrı kadın biri diğerinin izini taşımış yüreğine…Kendimizi korkusuzca açtığımızda… Yüreklerinde aynı izleri taşıyan kadınları göreceğiz… Belki bizimkilerden de derin…

4 Temmuz 2008 Cuma

Ezilirken bile güzel kokmayı bilmektir marifet ...

Derin Devlet, ordu,hükümet, sahibinin sesi 4. kuvvet Medya zırvaları, komplo teorileri tanrım
taraf olma zorunluluğunda insanlar nesine taraf olunacaksa... Filler tepişiyor işte... ezilen yine biz... görmemiz gereken tek gerçek bu... kolumuz kanadımızı kırıyorlar... beş para etmez adamların emir altında dişimizi sıkarak, etimizi burararak çalışıyoruz... hiç terketmeyi düşünmediğim bu coğrafyanın aldığı hal... her tarafta köylü kurnazı insanlar...neyseki dostlar var
evet eziliyoruz ... ama ezilsek bile en umutsuz anlarımda kendi kendime okuyup sakinleştiğim Bedri Rahmi nin şiirini tekrar tekrar okuyorum içimin en yüksek sesiyle ;

'Marifet hiç ezilmemek bu dünyada,
Ama biçimine getirip ezerlerse
Güzel kokmak
Kekik misali
Lavanta çiçeği misali
Fesleğen misali
Itır misali
İsâ misali
Yunus misali
Tonguç misali
Nâzım misali'

1 Temmuz 2008 Salı

TEMMUZ

bir oğlum olacak adı temmuz
uykusuz
korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter

bir oğlum olacak adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlıyacak

bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun
ne kutup şafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
temmuz gibi uçsuz bucaksız


bir oğlum olacak adı temmuz
dilinde en güzel sesi türkçemin
kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil
yıldızlı karanlığı
vivaldi’yi dinler gibi okuyup anlıyacak
ve belki de sütdişleri sürerken
balaban bir bursa şeftalisine
ay’dan kendi sesini dinleyecek
vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle
ben ki yalınayak bastım
kızgın dişlerine açlığın
iri bir çizme gibi balkanlar’a basarken faşizm
dağlarda silah atmayı sevdim
ben ki silah taşıdım
gizli gizli dünyanın bütün devrimlerine

boşuna dönmüyor bu rotatifler
boşuna bağırmıyor bu kara
boşuna dinlemiyor bu korku
kapımızı anamın aksütü gibi
biliyorum ki doyumsuz günlere doğacak temmuz
doyumsuz günler görecek hani
şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi
hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça
beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz
ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler gibi günler

ama mutlaka
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
ben direndim yorulmadım
o yorulup yıkılmayacak
vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

Temmuz geldi sıcağıyla , hüznüyle yarın 2 Temmuz ...15 yıl geçmiş dün gibi bugün gibi 37 can ...
ateş düştüğü yüreği yakar...bizim yüreğimiz yandı ...Ahmet Özyurt, Asaf Koçak, Asım Bezirci, Asuman Sivri, Behçet Safa Aysan, Belkıs Çakır, Carina Cuanna, Erdal Ayrancı, Edibe Sulari Aybaba, Gülender Akça, Gülsün Karababa, Handan Metin, Hasret Gültekin, Huriye Özkan, İnci Türk, Kenan Yılmaz, Mehmet Ata, Metin Altıok, Muammer Çiçek, Menekşe Kaya, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Sait Metin, Sehergül Ateş, Serkan Doğan, Serpil Canik, Uğur Kaynar, Yasemin Sivri, Yeşim Özkan ...

"bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder."

Bir Eflatun Ölüm ü yazarken Behçet Aysan...

'Heybesinde yılan / İşaretleri / Baldıran zehiri / Yüzüğünün içinde / Ve yanında / Kav taşıyan ben / Tekinsizim size göre / İbret için / Yakılması gereken...' Metin Altıok

Üniversitede okurken sohbet ederdik Asım Abiyle arasıra... bir kültür merkezinin kütüphanesine gittiğimde ...ben sevdiğim insanların öldüğünü hiç düşünmem uzak yolculuklara çıktılar bir gün dönecekler derim beklerim konuşurum kendi kendime onlarla ... bazen mektuplar yazar içimi dökerim... hiç düşünemem her ölüm bir yolculuktur bana göre ... ayrılıkları elbette acı verir yüreğim kanar ama...

Hasret Gültekin ilk dinlediğim türküsü Aşık Hüdai nin

"Gönül çalamazsın aşkın sazını Ne perdeye dokun ne teli incit Eğer çekemezsen gülün nazını Ne dikene dokun ne gülü incit " idi sonra şelpelerini hayranlıkla izlemiştim..

ve Nesimi Çimen Kızılrımak Kaseti senesini hatırlayamıyorum Pir Sultandan Nesimi ye Anadolu Türküleri Nesimi nin Şifa İstemem türküsü sözlerini ezberlemek için ne kadar çok dinlemiştim hala en sevdiğim türkülerdendir..

bu yazı sayfalarca sürebilir aslında Temmuz denince aklıma ilk bunlar gelir ... bugün içim sızlayarak yazdım bir oğlum veya kızım olacağını sanmıyorum ama diyelim oldu türküleri sever mi,bağlama çalmaya heves eder mi ,denizler, mahirler i bilir mi , bundan 20 sene sonra Madımak ı okuyup merak edip sorar mı... içi yanar mı...

30 Haziran 2008 Pazartesi

YALNIZ İNSAN

Yalnız insan merdivendir
Hiçbir yere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan

Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir

Yalnız insan yok ki yüzü
Yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar
Bir parçadır manzaradan

Yalnız insan kayıp mektup
Adresimi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır
Kimbilir kim tarafından

ARAGON

23 Haziran 2008 Pazartesi

Objectivity ve Hindiler :)

İşte en büyük düşünürler
Ankette çıkan liste şu şekilde oluştu:
1- Fethullah Gülen
2- Muhammed Yunus
3 Yusuf El KAradavi
4- Orhan Pamuk
5- Atzaz Hassan
6- Amir Halit
7- Abdülkerim Suruş
8- Tarık Ramazan
9- Myhammed Mamdani
10- Şirin Ebadi
11- Noam Chomsky
12- Al Gore
13- Bernard Lewis
14- Umberto Eco
15- Ayaan Hırsi Ali
16 -Amrtya Sen
17- Ferid Zekeriya
18- Gary Kasparov
19- Richard Dawkins
20- Mario Vargas Llosa

Ben hindilere haksızlık edildiğni düşünüyorum... bu kadar objektivist bir oylamada onlarında
bu listede yer alması gerekirdi... Yazık çok yazık

21 Haziran 2008 Cumartesi

Minnet Eylemem-Nesimi

har içinde biten gonca güle minnet eylemem
arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem

bir acaip derde düştüm herkes gider karına
bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına
zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
rizkimi veren huda dir kula minnet eylemem

oy nesimi, can nesimi ol gani mihman iken
yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem

19 Haziran 2008 Perşembe

Gülebilmez Gülüm Bahar Sensiz

http://www.ninjacloak.com/index.php/1010110A/290a64cc919be7eaa9e9bdb8301f516e4f795a276031489e1de251a8cc85874c7829b63e17550

Dünya ne ki sevgilim?


"dünya ne ki sevgilim?
benim sana yaptığım kubbe yanında.

düşsün, olsun, bırak,
içinde yıldızlar patlıyor.
kolaydır inanmak kadar inanmamak da.

ister sal kendini dünyaya,
ister kal yanımda
her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
yoluna baş koymak diyoruz
biz barbarlar buna."

Birhan Keskin

18 Haziran 2008 Çarşamba




".......hep suçluluk duydu sınıfsal konumundan ötürü. Hizmetçilerine yüzyüze emirler vermeyi kendine yediremediği için ne yapardı biliyor musun? İsteklerini kağıda yazardı. Ne iş yapılacak, ne yemek pişirilecek, hangi kıyafet ütülenecek...bunları tek tek kağıda yazıp okumalarını sağlıyordu. Aynı evin içinde kağıtlar aracılığı ile iletişim kurmak."

Wirginia Woolf


"Doğum tecrübesinden korkuyordu. Ancak bir yandan da böyle bir tecrübenin kendisine büyük şeyler katacağına inanıyordu. Doğum yaptıktan sonra daha farklı bir kadın olacaktı, daha bir kadın.
11 Şubat 1963'te Londra'daki evlerinde iki çocuklarını yataklarına yatırıp, yanlarına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra odalarının altını dikkatlice yalıttı. Sonra mutfağa geçip fırını açtı. Fırın harlanırken tek tek yudum yudum bir kutu uyku ilacı içti. Ardından kafasını fırının içine soktu ve gaz dalgası yüzünü yalarken sonsuz uykuya daldı. Henüz 30 yaşındaydı."

Sylvia Plath
Ke(n)dimi özledim.

11 Haziran 2008 Çarşamba

La vida es la novia de la muerte

Hayat ölümün sevgilisidir

9 Haziran 2008 Pazartesi

Equilibrium Point


Bazı zamanlar- olur ki dengeyi kaybederiz, saçmalar savruluruz. Bilinçli olarak bunu yaptığımız dönemler olur. Ama her insanınbir "Equilibrium Point" i vardır,savrulur saçmalar ama biz o noktaya hep yeniden döneriz. I am here at the same point ( Equilibrium Point). Herşey bıraktığım gibi ...ben dahil :)

Her İnsan Öldürür Gene De Sevdigini - OSCAR WILDE


Her insan öldürür gene de sevdigini
Bu böyle bilinsin herkes tarafindan,
Kiminin ters bakisindan gelir ölüm,
Kiminin iltifatindan,
Korkagin öpücügünden,
Cesurun kilicindan!

Kimisi askini gençlikte öldürür,
Yasini basini almisken kimi;
Biri sehvet'in elleriyle bogazlar,
Birinin altindir elleri,
Yumusak kalpli biçak kullanir
Çünkü ceset sogur hemen.

Kimi pek az sever, kimi derinden,
Biri müsteridir, digeri satici;
Kimi vardir, gözyaslariyla bitirir isi,
Kiminden ne bir ah, ne bir figan:
Çünkü her insan öldürür sevdigini,
Gene de ölmez insan.

Oscar Wilde

8 Haziran 2008 Pazar

"Ağlamadan konuş" :)

Boşver beni Mühim değilim Bu O'nun hikayesi Çok beyazdı, kir tutardı Ömrü kelebek kadardı Mektupları şişedeyken Bir de bakmış deniz yokmuş Tek başına dans ederken Mutsuzluktan sarhoşmuş Daha 17'ymiş. Oyundan kalkmak isterken Kağıtlar dağıtılmış Bu hava boşluğunda Artık her şey satılıkmışT rafikte akmayan Hep onun seridiyken Söylediği son şarkı Elveda Zalim DünyaymışDaha 17'miş

6 Haziran 2008 Cuma

No Comment- Türban 'a Getirilen Yasak İnsan Hakları İhlali değildir.İslami Faşizmin biraz olsun frenlenmesidir.

http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/7439553.stm

BBC sitesinde yer alan haber ve Türkiye de tek gazeteden alıntı. Zaman gazetesi kullanılan cümle "We can view this decision as the declaration of a judicial coup " Bülent Korucu - Zaman Newspap

OYUNCAKLARIM

İlginç benim yaşımda insanlar genelde insanlarla oynar ama ben hala oyuncak bebeklerimi, kedilerimi, köpeklerimi,ayıcıklarımı, maymunumu her gece öpüp uykuya yatırıp, sabahları da yine öperek uyandırıp ,teker teker dizer birbirleriyle kavga etmemelerini söyleyerek ayrılırım.
Senelerdir sürer bu... uyur bıraktığımda rahatsız olup anneme onları uyandırmasını söylerim.
Ama ilginç dün hepsini topladım, simsiyah bir poşete koydum sanki bırakma bizi der gibi bakıyorlardı ...belki onları alan çocukların belki onların düğme burunlarını koparacaklarını, gözlerini oyacaklarını,saçlarını koparacaklarını düşündüm elim gitti geldi.. çıkardım tekrar koydum...sonra hayatımda bir kere gittiğim psikoloğun sözünü hatırladım" nesneleri kişileştirme "hem belkide onları çok sevecek çocuklara gidecekti .9 yaşımdan beri benle olan kzımı bile ağlaya ağlaya koydum...ağzını bağladım poşetin ben e dün ben hem onları öldürdüm hem de içimdeki çocuğu... çünkü bunca yıl hiç bir sevgilim, annem ,hiç bir arkadaşım kimse onları benden ayıramamıştı... tuhaf karşılayanlar olduysa onlarla beraber yaşamaya alıştılar...:) yazın bile benle gelenler vardı. Tatile gidince en zayıf, güçsüz ve ayrılığa dayanamayacak olanları yanıma alırdım. Böyle işte ben 32 yaşımda çeyrek asırdır benle olan bebeğimi attım ben içimdeki çocuğu öldürdüm evet artık öldürdüm...hepinize hayırlı olsun...

4 Haziran 2008 Çarşamba

Türkiye / Küçük İskender

allen ginsberg'e...
Oğlanlardan ve alkolden vaktim arrtıkça seni düşü-nüyorum Türkiye, inan doğru bu kere yanılsamamve ruhumun yavşak zıpırlığı, hiç değilse ayıkdolaşamayacak kadar dürüstüm,Türkiye, Tarkan öleli çok oldu, artık onu unut; bu-nadı kurt. Playboy'a annemin çıplak resimlerinisatarak Beyaz Saray'a sırnaşmayı düşlüyorumspermi biraz fazla kaçırdığımda,Beş parasız paraladığım sokaklarında embesillerinive taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarınıgörüp bol bol osuruyorum, başbakanı dinlerkentelevizyon karşısında ekrana ekmek teknemi aç-mak ya da esrar içmek, geğirmek en büyük mutlu-luk bana verdiğin,Otuz bir çekmediğim gecelerde düşler kuruyorum se-nin hakkında, hür hülyalarımda sana zerre kadaryer vermiyorum ama, maalesef ayakta kalıyorsun,Sosyal demokrat idiotlarını, orospu tavuklarınuğrak yeri sanat galerilerini, festival sar-kaçlarını, ölüsevici kültürünün uyanık tez-gâhtarlarını ve tezgâhın altında neler dön-düğünü farkedecek kadar sosyalistim,Hapsine düşmedim henüz, o yüzden tam solcu sa-yılmam köle pazarı piyasanda, kıçına copgirdiği için şair olanlardan da değilim; elikulağındadır tımarhanelerinden birinde tes-cilli manyak olmamın ve koynuna girmediğim-den dorukta sıçanların, o yüzden ibneliğimde test edilip onaylanmadı,Uyuşukluklarıyla iktidara peşkeş çekip çaktır-madan, sonnet'leriyle, balad'larıyla köçek-leşen, raconları kıyak geçme üzerine kurulumason-ulema tayfanı da tanırım, sen de bilir-sin ki havlayan it ısırmaz Türkiye, bak, biz-bizeyiz, çekinme, şu azınlıkları ne zaman ke-sip kızartacağız, çok acıktım Türkiye,Nâzım'ını severim, buna kızabilirsin, ama bazı-ne demekse- naif şairlerinin, devlet sanat-çısı olmasına ve adının iktidar şakşakçısıstarlarla bir anılmasına dair çabalarına izinverdiğinden, sana korkunç müteşekkirim, inti-harımı hızlandırıyorsun böylelikle, böylelik-le artıyor kirim ve seninle kirimiz, ne gam?iyi akşamlar. Persil Supra.Mustafa Suphi, artık hamsi mi Türkiye, dikkat et,balıkları örgütlemesin,Allah'a inanmıyorum, Osmanlı'yım velhasıl, akınedip Avrupa'ya, toplayıp getiremesem de cil-lop gibi veletleri, n'apalım, buradaki lüm-pen teen-ager'larla idare ediyorum,Türkiye, ayıptır sorması ne zaman akıllanacağız;Türkiye, Kıbrıs'ın yakasını ne zaman bıraka-cağız ve ne zaman yaraşır olacağız binlercedevrim şehidimize,Türkiye, hiç terbiye edinemedim, yeteneğim bu ka-dar; çük kadarken okudum Sabahattin Ali'yi,Kafka'yı, Dostoyevski'yi, London'ı; Kapital'ebaşlayışım babamla aramızda çıkan küçük birharçlık sorununa dayanır,IQ'larımızın düşük olduğunu sanmıyorum, pekibir eşek şakası mı bu; köy enstitüleri,halk eğitimler, halkevleri ne ayak; BehiceBoran, iyi ki unutuldu; iyi oldu, elinesağlık Türkiye,Hasbelkader bir önerim var: CIA, Eurovision'ukazanmamızı, AET'na girmemizi sağlayamazmı acaba, şüphesiz, eh benimki de salaklık,haklısın Türkiye,Bizi milletçe sevmeyenlere ayar oluyorum; ağız-larını burunlarını kırarak onlara medeniyetöğretmek istiyorum Türkiye,Ben, sex-shop'ların, komünist partinin, müslü-man demokrat partinin, rock partinin,çeşit çeşit gay barların açılmasını, askerliğinkaldırılmasını istiyorum Türkiye; bu top-raklarda Nobel, Oscar, LSD, özgürlük ve sikanıtları görmek istiyorum: kişi başına düşenmilli gelirden bana ait payı iade ediyorumbütün bu harcalamalar adına sana; hapishane-ler, hayvanat bahçeleri, kamplar, tımarhane-ler boşaltılsın derhal; ben bütün kentlerin-den barışla, erdemle, insanlık haklarımla ke-yiften gebere gebere, ıslık çalarak dolaşanbir seyyah olmak istiyorum; Mandela kötü a-dam, döv onu Türkiye,`Uzak Asya'dan gelip Akdeniz'e bir kısrak ba-şı gibi uzanan bu memleket... sizin! afiyetolsun efendiler' demekten bıktım, bıktık,anlıyor musun, orada mısın Türkiye,Ama yine de memnun olmuyorsan bu tavırdan vekızıyorsan ve sinirleniyorsan, olsun, bizyine geliriz; yine yazar, söyleriz; ölürüz;biz yine gideriz; sen, rahatını bozma o za-man, güzel bir çocuk gibi bu şık dünya ya-tağında, böyle masum böyle mazlum uyu Tür-kiye,Allen Ginsberg'in 'America'sı

Amerika/ Allen Ginsberg

Amerika her şeyimi verdim sana, şimdi bir hiçim17 Ocak 1956 ve iki dolar yirmi-yedi sent.Kendi kafam bile destek değil bana.İnsanlarla savaşı ne zaman sona erdireceğiz Amerika?Al şu atom bombanı kıçına sok.Kafam bozuk, Amerika, bir de sen üstüme varma,Kafam yerine gelene dek şiir miir de yazmayacağım.Söyle bana Amerika ne zaman melekleşeceksin sen?Ne zaman anadan doğma olacaksınNe zaman bakacaksın mezarlıktan Amerika?Ne zaman milyonlarca troçkistine yakışır olacaksın?Amerika, kitaplıkların niçin gözyaşı ile dolu?Amerika, Hindistan'a yumurtaları ne zaman yollayacaksın?Amerika bu senin kılı kırk yarmalarından bıktım artık.Ne zaman süpermarket'e gidip, şu güzel gözlerim içingerekenleri alabileceğim?Amerika, her şeyin bir yana, eksiksiz olan bir sen varsınbir de ben, öbür dünya değil.Şu makinalarına da dayanasım kalmadı Amerika, bil.Bende bir ermiş olma isteği uyandırdın.Bu tartışmayı çözmek için bir başka yol olmalı.Burroughs şimdi Tanca'da, sanmıyorum ki geri dönsünKorkunç bir şey olurdu bu.Sen de korkunç musun Amerika yoksa bir oyun mu bu?Saplantımdan döneceğimi sanıyorsan aldanıyorsun.Öyle üstüme varma Amerika, ne yaptığımı biliyorum ben.Amerika, erikler çiçek döküyor.Aylardır gazete okuduğum yok, her gün cinayetten birisi Kodesi boyluyor.Amerika, Wobblie'lere tutkunum ben.Küçükken komünisttim Amerika, özür mözür de dilemiyorumşimdi her fırsatta esrar çekiyorum.Günlerce evde oturup iş olsun diye kilerdeki gülleri seyrediyorum.Chinatown'a gittiğimde kafayı çekiyorum ölesiye,ama hiç kimselerle yatamıyorum.Bu işin içinde bir şamata olduğunu sanıyorum.Ah! Sen beni Marx okurken görmeliydin Amerika.Ruh doktorum hiçbir şeyin yok diyor.Hiçbir şeyim yok gerçekten, Tanrı' ya yakarma dahil.Mistik görünümlerim ve kozmik titreşimlerim var yalnız.Amerika, daha sana Max Amcam Rusya'dan döndükten sonraona yaptıklarından söz açmadım.Sana sesleniyorum Amerika.Heyecanlarının daha Time eliyle yönetilmesine göz yumacak mısın?Ben Time'a tutkunum AmerikaHer hafta bir tane alıp okuyorumKöşebaşındaki şekercinin yanından geçerken kapağı beni gözlüyorOnu Berkeley Halk Kitaplığı'nın bodrum katında okuyorum.Sana hep sorumluluktan söz ediyor. İş adamları ciddi.Film yapımcıları ciddi. Herkes ciddi, ben hariç.Zaman zaman Amerika ben değil miyim diye düşündüğüm oluyor.Yeniden kendi kendimle konuşmaya başladım işte.Asya bana karşı ayaklanıyor Amerika.Bir metelik talihim yok.En iyisi ulusal kaynakları inceleyip, onlara dönmek.Ulusal kaynaklarım, biliyorum, iki parça esrar,binlerce cinsiyet organı, saatde 1400 mil hızla gidenbir özel basılmaz edebiyat ve yirmibeşbin tımarhane.Cezaevlerinden ve beşbin güneş ışığı altında saksılardaYaşayan fakir fukaradan sözetmiyorum.Fransa'daki kerhaneleri kaldırdım, şimdi sıra Tanca'da.Katolik olmasına katoliğim ama gene de Başkan olmak istiyorum.Amerika senin bu alık ve çılgın havanda nasıl kutsal bir yakarma yazabilirim?Dörtlüklerime Henry Ford gibi devam edeceğim,yazdıklarım onun çıkardığı otomobiller kadarkişisel, üstelik her biri değişik cinsiyetten.Amerika dörtlüklerimi peşin para 2500 dolardan satarım sana,eski dörtlüklerimi de 500 eksiğine alırım.Amerika Tom Mooney'i serbest bırak.Amerika İspanyol cumhuriyetçilerini kurtar.America Sacco ve Vanzetti ölmemeli. Amerika ben Scottsboro çocuklarıyım.Amerika, yedi yaşımdayken anam hücre toplantılarında götürürdü beni,orda bize leblebi satarlardı, bir karneye bir avuç leblebibeş sent ve söylev beleştiherkes bir melekti orda Amerika ve işçiler karşı iyiduygularla doluydu herkes içtendi Amerika ve bilemezsinparti 1833'de nasıl iyiydi ve Scott Nearing ne hoşbir ihtiyardı Bloor Ana bir seferinde nasıl da ağlatmıştıbeni bir kez İsrael Amter'i görmüştüm orda. Her biri birer casus olmalıydı onların.Amerika biliyorum gerçekten savaşmak istemiyorsun.Amerika onlar rus haydutları biliyorum.Ruslar onlar Ruslar ve Çinliler. Ve Ruslar. Ve Ruslar.Rusya bizi canlı canlı gövdeye indirmek istiyor.Lüpletmek istiyor. Gücünde çılgına dönmüş Moskof.Elimizden arabalarımızı ve garajlarımızı almak istiyor.Chicago'yu ele geçirmek istiyor. Onun kızıl Reader Digest'a İhtiyacı var.Bizim otomobil fabrikalarımızı Sibirya'ya taşımak istiyor.Benzin istasyonlarımızı o büyük iğrenç bürokrasi yönetsin istiyor.İyi bir şey değil bu.O kızılderililere okuma yazma öğretmek istiyor.Onun güçlü kuvvetli zencilere ihtiyacı var.Bizi günde on-altı saat çalıştırmak istiyor.İmdat.Amerika bu iş ciddi.Amerika ben bunları televizyona bakarak çıkarıyorum.Amerika doğru mu bunlar ?Hemen çalışmaya başlasam iyi olacak, öyle görülüyor.Ama orduya yazılmak istemiyorum, ne de fabrikalarda tasviye tekerleği çevirmek, miyobun biriyim, üstelik kafadan çatlak.Amerika dönsün çark. Nasılı masılı yok. Şu oğlan omuzlarımızla dönsün.

3 Haziran 2008 Salı

İNCELİKLER YÜZÜNDEN...

Sevgilim ,kendine has bir incelikle
Ayrılığa alıştırmaya çalışıyorken beni
Bilmiyor ki, ben her geçen gün keskin bir bıçak ağzı gibi
İçimde beliren yokluğunu bileyleyip
Üzerinden geçiyorum bedenimde ona ait izlerin

ö.y

Hasretinden Prangalar Eskittim-Mehmet Abime...

Dün Nazım Hikmet'in ölüm yıldönümü olması nedeni ilen düzenlenen bir konsere gittim. Güzeldi...
Sonra dilimde mısralar melodiler karışık eve döndüm... herneyse bugün iskelede gencliklerinin tüm coşkusuyla ve henüz onların ağzında kirlenmemiş sloganlarla satılmaya çalışan gazetelerden birine göz gezdirirken Ahmed Arif'in de ölüm yıldönümü olduğunu öğrendim 2 Haziran Ahmed Arif , 3 Haziran Nazım Hikmet 'indi. Çok gerilere gittim 14- 15 yaşıma Ankara'nın tepesinde zaten yeterince soğuk, gecekondular arasında kocaman dikilen gri bir yatılı okul binasına. Yeni yeni okuyordum Huberman, hatta tuğla gibi bir kitap vardı hiç unutmam
Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmin ABC si ( Boguslavski. Karpuşin. Rakitov) adları nı söylemek bile başlı başına bir gururdu 15 yaş için aslında bir sayfayı 4-5 kez okumama rağmen
anlamıyordum bu kitaptan ama zorla da olsa bitirmiştim.Nerde kalmıştık... Bazı şeylere çok erken başlamak doğru mu bilmiyorum ama yatılı okul çocukları böyledir... Ankara -Sakarya Caddesi tek tatil günümüz o da sınırlı sabah 9.00 çıkış-akşam 17.00 okulda olunacak hafta içi okuldan bile çıkmak yasak . Sakarya Caddesin de bir bahar günü gezinirken bir kitapevi gördüm ...İlhan İlhan Kitapevi 80 de öldürülen İlhan Erdost adına kurulmuş olduğunu daha sonradan öğrendiğim kitapevi çok sıcak bir yerdi... rüyada gibiydim sol yayınlarından ne kadar çok kitap vardı(ki bu kitaplar yaklaşık 3 sene sonra Glastnost politikası ve Sovyetlerin dağılmasının ardından sokaklarda yerlerde o kadar cüzi paralara satılırken içim sızlamıştı ( saatlerimi geçirmişim ki ... dünyanın en tatlı insanı Mehmet Ağabey aynen "Bulamadığım bir şey mi var ufaklık dedi" Ben de yok okuyabileceğim bir şeyler bakıyorum ama son okuduğum kitabı (Diy.Tar.Mat.ABC'Sİ) anlayamadım onun gibi bir şey istemiyorum dedim. Geldi raflara baktı..
2 Kitap aldı bunları alabilirsin dedi.Elimde 2 kitap ; Erdal Öz- Gülünün Solduğu Akşam diğeri
Ahmed Arif-Hasretinden Prangalar Eskittim.Evirdim çevirdim masasına geçmiş bir şeyler okuyordu...ben dedim sizce hangisini alayım 2 sini birden alamam gözlerime baktı...birini al birini ben sana hediye deyim dedi... ben şiddetle olmaz diye kafamı salladım kolay kolay bir şey alamam insanlardan almak istemem...güldü ozaman birini al diğerini oku kirletmeden getir haftaya dedi...bir an düşünüp tamam dedim. Gülünün solduğu akşamı hemen otobüste okumaya başladım bu arada Mehmet Abi benimle sohbet etmiş yatılı okuduğumu öğrenmişti... kitapları çok fazla açık açık okumamamı tembihledi Gülünün Solduğu akşamı o akşam bitirdim saat akşam 22.00 da ışıklar kapanmak zorundaydı o buz gibi tuvalette ki ışığın altında bitirdim heryerim tutulmuştu... çok şiddetli bir grip geçirmiştim hatta doktor 2 gün rapor vermişti...yatakhane de istirahat oooooo hastalığı filan unutmuştum bir daha okuyacaktım o kitabı ama diğer kitabı da merak ettim pek şiir sevmezdim hoş okurdum Orhan Veli nin şiirlerini ezbere ama okumaya başladım şiirleri ... yapayalnız yatakhane de "akşam erken iner mapushaneye "yi okurken aslında pek de farkım olmadığını düşündüm her akşam üstümüze ağır bir demir kapı kapanıp dışarıdan sürgüleniyordu yangın çıksa çıkamayız... erkek öğrenciler 11.30 a kadar tv izleyebilirken biz 9.30 da girmek zorundaydık bir gün müdürün yüzüne bunu haykırdığımda yediğim tokadı hala unutamam ... sonra ilk ezberlediğim Ahmed Arif şiiri ;
Hasretinden Prangalar Eskittim

"seni, anlatabilmek seni. iyi çocuklara, kahramanlara. seni, anlatabilmek seni, namussuza, haldan bilmez, kahpe yalana. ard - arda kaç zemheri, kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. dışarda gürül gürül akan bir dünya... bir ben uyumadım, kaç leylim bahar, hasretinden prangalar eskittim. saçlarina kan gülleri takayım bir o yana, bir bu yana... seni bağırabilsem seni, dipsiz kuyulara, akan yıldıza, bir kibrit çöpüne varana, okyanusun en ıssız dalgasına düşmüş bir kibrit çöpüne. yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, yitirmiş öpücükleri, payı yok, apansiz inen akşamdan. bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, seni, anlatabilsem seni... yokluğun, cehennemin öbür adıdır üşüyorum, kapama gözlerini..." Üşüyorum kapama gözlerini beni vuran mısraydı sürekli tekrarlıyordum o zaman bir de içimde anlamlandıramadığım hisler vardı ilk aşk gibi bir şey bana Huberman ı veren çocuk son sınıftaydı...bense hazırlık... gidecekti..biliyordum... sürekli ODTÜ sayıklıyordu sonra olmadı İstanbul'a gitti giderken ona bu şiiri okumuştum...o ise 18 yaşının tüm ukalalığıyla Nazım
okusaydın keşke diye bir cümle kurmuştu... Öküz ne olucak:)seneler sonra gördük birbirimizi hiç bir şey yoktu geride o lisedeki çocuktan... okuduğum hiç bir kitabı okumamış, dinlediğim hiç bir kasedi bilmiyordu... oysa ben biraz da ünv.ye kadar bu hırsla okumuştum...onu göreceğim ve bak artık senin kadar herşeyi biliyorum hırsı :) oysa onun hiç bir şey bilmediği çok aşikardı...
Hafta sonunu iple çektim kitaba gözüm gibi bakmıştım. Mehmet Abi'ye kitabı verirken teşekkür ettim. Sevdin mi şiirleri dedi. şiiri ona da okudum gülümsedi .Ben bu kitabı sana hediye ediyorum.Hem hediye almamak kabalıktır dedi .Bazı insanların yüzünde ve gözünde bir ifade vardır sıcacık, insan, herşeyinizle kendinizi teslim edebilirsiniz.. Mehmet Abimin yüzü de öyle sıcak öyle insan dı ...sonra bana her hafta okumam ve geri getirmem için kitaplar verdi hepsini okudum ...sonra bir gün gittiğimde yoktu Mehmet Abi... gitmişti yerine Odtü lü bir çocuk gelmişti... o duruyordu telefonunu sordum bilmediğini söyledi o zaman daha cep teledonları yoktu...ağzından laf alırım diye konuştum ama gerçekten bilmiyor gibiydi..bana bir şiir kitabı tavsiye edip edemeyeceğini sordum .Hiç Unutmam Octavia Paz'ın şiir kitabını verdi yani daha doğrusu paramla aldım...ve hiç okumadım o kitabı. Ne zaman Octavia Paz görsem kitapçılarda gözlerim doldu ... .Mehmet Abi 'mi hiç unutmadım... ve hiç Octavia Paz okumadım ama hep Ahmed Arif yüreğimi kanattı, Nazımsa öyle olmamasına rağmen hep biraz ukalaydı, 3 insan , 3 Şair ...

2 Haziran 2008 Pazartesi

BİSİKLETİM

Akşamın serininde bisiklete binmek istiyorum, iyot, tenim,rüzgar ... ben bisiklete binmek istiyorum düşmek dizimi yaralamak bisikleti bir kenara atıp dizimden süzülen kanı izlemek kanın ılık tuzlu tadını tatmak istiyorum ,çocukluğumdan beri bilirim kanın tadını...tuhaftır kan..
tadı...sonra yaramın kabuk bağlamasını günbegün izleyip...yaralarımın kabuklarını vaktinden önce iyileşmeden soyup, kalan izlere parmaklarımla dokunmak yaralarımla kendimi sevmek istiyorum...ben beni ve herşeye rağmen sizi ve dünyayı sevmek istiyorum....

28 Mayıs 2008 Çarşamba

Önce Acı mı uyutmalıyım ki kendim uyuyabileyim...

saat gece 02.oo deli gibi evde içki arıyorum köşe de kalmış bir bira,annemin kıyıya köşeye sakladığı hediye gelmiş bir şarap kendimden korkuyorum bir an için... ama istediğim biraz olsun rahatlamak sonra kanyak şişem aklıma geliyor kışın soğuk havalarda çok üşüdüğüm için küçük bir yudumla içimi ısıtan o kanyak şisesi kısa bi arama sonucu buluyorum içinde hala var...sonra bir kaç çikolata... dışarıda geceye rağmen bunaltıcı bir sıcak var önce çikolatadan küçük bir ısırık kanyaktan büyükçe bir yudum alıyorum birden beynime bir balyoz yemiş gibiyim o sırada Mohsen Namjoo bağırıyor "torang" "senin acın" bu şarkıyı defalarca dinleyebilirim ve dinliyorumda gözlerimden uyku akıyor ama içimde bir şey var gitmesi gereken... ağlamak istiyorum yok...kusmak istiyorum....dışarı çıkıp yürümek istiyorum.. gece saat 2.00
gözlerim ağırlaşıyor...vücudum artık kendine yenik... ısrarla ayakta kalmaya çalışıyorum...
torang 10.kez tekrar söylerken Nick Cave i özlüyorum...önce where the wild roses grow dinliyorum "All beauty must die " derken belki de güzel olan şeylerin çirkinleşmemesi için öldürülmeliler diye düşünüyorum temiz olanın kirlenmemesi, güzel olanın çirkinleşmemesi içinşarkı devam ediyor...
"on the second day he came with a single red rose said, "will you give me your loss and your sorrow?"i nodded my head, as i lay on the bed he said, "if i show you the roses will you follow?"
"
Bana kayıplarını ve kederini verecek misin? Başımla onayladım...sana gülleri göstersem beni izler misin?

Başım zonklamaya devam ediyor ... soyunuyorum...hava sıcak ...gücüm yok...

Cohen in o güven veren güçlü sesini duymak istedim bana en acı veren şarkısı "Famaou Blue Raincoat"

Kadının elinde alan kardeşine yazdığı bir şarkıdır gerçek mi değil mi bilmiyorum ama şarkının bir yerinde Jane iki kardeş arasında kalandır ama kardeşiyle değildir adama dönmüştür...

"Jane de uyandı bu aradaSelamlarını yolluyor.Ne diyeyim sana, kardeşim, katilim,Ne diyebilirim sana?Galiba özledim seni, galiba affettimİyi oldu da çıktın yoluma.Birgün gelirsen buralara, Jane için ya da bana,Düşmanın uykuda olacak, kadınıysa özgürSağol çekip aldığın için o sıkıntıyı gözlerindenHiç geçmeyecek sanmıştım, ellememiştim hiç.Ve Jane geldi bir gün,elinde bir bukle saç,Sen vermişsin,öyle dedi
Hani kaçmayı düşündüğün o geceSelamlar,

Bütün sıkıntılar geçer ... bütün sıkıntıları gözerinizden alacak başka bir göz,başka bir ten, başka bir... bulunur ama hepsinde eksilirsiniz

Evet sırada ki şarkı...Ayaklarım uyuşuyor... evetttt buldummm... Passione dinlemek istiyorum
Saturno Contro-Bir Ömür Yetmez filminden
iki erkeğin birbirne duyduğu aşk bu kadar güzel anlatılabilir di bu kadar masum, bu kadar içten..Ferzan cığımı bu yüzden daha çok seviyorum Almadovar dan ...Yalnız 1 kadeh kanyaktan sonraFerzan cığım oldu ama öyleeee.... :)Neffa -Passione... güzel bir arkadaşımla çok severiz bu şarkıyı..geçen gün mesaj atmış bilmiyorum bana mı genel mi ama çok güzeldi sanırım isim vermediğim için paylaşabilirim ve umarım kızmaz

"Şimdi benim doğum günüm anlıyorum ki yaşadığım hayat beni katı yürekli ve zalim biri yapmış.Yaşattığım tüm mutsuzluklar ve acılar için tüm kalbimle özürdilerim"

içim ısındı ..okuyunca güldüm ... çoğumuz halen içinde çocuk hayaletleri ve tüm kırılganlığıyla duruyourz ama farkında bile değiliz ... Salud...arayamadım nice yıllara...:)

Evet içimdeki acı biraz uyukuya daldı içkiyle,müzikle sakinleştirdim ara sıra huysuzlanıyor ama
Caruso ile tam uyuyacağını düşünüyorum...

Evet kendimi yokluyorum ben de uyuyabilirim acımı uyuttum çünkü....

İyi geceler ...

Yılmaz Erdoğan Alıntılar

"Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyiçözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzündebir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...... Soğuğun ve karanlığın vehameti! "

"Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşıkolmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yinezaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:Bende sana yetecek kadar ben kalmadı..."

"her plansız ürperişin sonu hüsran ve hüsran çok sanat müziği bir kelimedir "

"Uzun bir yoldan gelenTedariksiz katiksiz bir yolcuyumYarali yarasiz sevdalardan geçtimKoynumda bir beyaz kagit boslukHer seyi anlattimOlan olmayan acitan sancitanBilsem ki sana varmak içindiBütün mola sancilariBütün stabilize arkadasliklarDaha hizli kosardimSeveradim gelirdimGözlerinin mercan maviligine"

27 Mayıs 2008 Salı

“Birbirlerinin hiçbir şeyi değilken, birbirlerinin her şeyi olmuşlardı” Goethe'den Charlotte von Stein'a...

“…
Sana söyleyemediklerimi karıncalara söyleyeceğim, bozkıra, senden benden yalnız.

Susuyoruz bak hep. Söyleyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz. Bozkır senden benden yalnız, oysa yaratık dolu, yaşam dolu –ya karıncalar.

Hep oturup cigara içiyoruz yetersiz, konyak içiyoruz yetersiz, en asıl yetersiz biziz, yalnızlığımız en yetersiz –ya bozkır.

Ben kadının biriysem sevilmeliyim, sen bilmezsin güzel miyim, en büyük güzelliğim senin bilinmezliğin, duymazlığın –ya en boş damlalar gözlerimizde.

Bak, tozluyuz biz, çok tozluyuz –ya bozkır, bozkır yolundan kamyonlar geçerken kalkan toz.

O başka, yapışkan bizimki, yağmurlarla yıkanmaz.

Bak, hayal kurarım, en zevksiz acıklılara gözyaşı dökerim de kendimi bilmem. Biz bilmeyiz birbirimizi; böylesine mutluyuz bazı.

Bu evrende her şeyi silecek birileri, yaşamları çoktan. Bu önemli değil; biz çoktan tükenmişiz.

Somutlara güvenimiz yok hiç; onlar yok. Herkesler her şeylerini çok şeylere harcıyorlar, tutsak kılıyor bu şeyler onları, hep onlara çarpıyorlar yaşantılarında.

Ama bak, gerçek tutsaklar biziz, soyuttan gelir bizim ki, savaşılmaz.

En değerli somutlarımı yoktan satarım da kurtulamam ötekilerden, bilirsin.

Bırakıp bırakıp ırak kentlere bile gidemeyiz, bu uğraşı ister.

Bak, bizi ağaçlandırmak güçtür –ya bozkır.

…”

SEVGİ SOYSAL

26 Mayıs 2008 Pazartesi

“...To my lonely...and beautiful country which I love passionately ” N.BİLGE CEYLAN


Bu ödülü sanki kendim almışım gibi ağlıyorum evet ağlıyorum kendim almış gibi ağlıyorum.Ben de herhalde ödül alsaydım buna benzer bir cümle kurardım sanırım. Biliyordum dedim içimden ... hani bazı insanlar vardır onlarla hiç tanışmamışsınızdır ve tanışmayacaksınızdır ama hep kendinizden ,hep kendinize çok yakın hissedersiniz Nuri Bilge Ceylan da o insanlarda biri ,o benim hayalim,tutkum...hayatıma yön veren kitaplar ve kişiler var.Kitap ve kahramanı olarak Vedat Türkali nin Bir Gün Tek Başına romanının Günsel'i diğeri de hiç yapamayacağımı bilmeme rağmen umarım bir gün yeterli cesaretim olur( hoş cesaretim var ama şu hayatımı devam ettirmem için çalışmam gerek ) ama sinema için Nuri Bilge Ceylan dır . Elektronik Müh.liğinden mezun olup sinema yüksek lisansı ve filmleri Mayıs Sıkıntısı, Kasaba,Uzak, İklimler pek çok kez Cannes da farklı ödüller aldı ama onun için en büyük ödül bu olmalı ...pek çok kimse alışamaz onun tarzına hoş onun da bunu pek iplediğini düşünmüyorum. Ama anlatmak istediğini anlarım ben uzaklığı, yabancılaşmayı, yalnızlığı, insanın bencillliğini, kadını, erkeği, tutkuyu...iç sıkıntısını... Ödül töreninde yüzündeki ifadeyi tekrar tekrar izliyorum... mutluluğu beni mutlu ediyor...
http://www.ntvmsnbc.com/modules/habervideo/video.asp?CatID=5&cbVideo=5248&cbQuality=1

25 Mayıs 2008 Pazar

Uzun süre sonra kendimle başbaşayım , canım en ufak bir ses bile duymak istemiyor(müzik bile)
en savunmasız halimdeyim.Öylece aynaya bakıyorum snki vücudumda yüzümde yeni bir şey bulmak ister gibi ,omzumda yeni çıkan bir et beni, yüzümde biraz daha derinleşen kırışıklıklar
dışında yeni bir şey yok tırnaklarımdaki ojeler bozulmuş ki bozulan ve kırık bir tırnaktaki kırmızı
oje her zaman bana hep kırık camlı pis otel odalarını hatırlatır hep böyledir bu ama hayatımda çok pis yerlerde kaldım çok güzel yerlerde de belki dengeyi bulamama nedenim budur hep bir iniş çıkış hali hiç düz bir yol yok ... hep her an düşecekmiş gibi yaşadım...aslında şımarıklık da diyebilir bilenler eksik gedik bir şey yok gibi ama her an herşeyi sıfırlayıp düşecekmiş gibi yaşama hissini hiç atamadım sürekli bu hali yaşadığım içinde gördüğüm hiç bir pislik, anlatılan hiç bir kötülük, insanlar,marjinal kişilikler olaylar beni şaşırtmamaya başladı ... ama bu yeni değil
16 yaşımdan beri hep yaşamadığım yaşamları belki ben de bir gün yaşamak zorunda kalırım diye hayal ettim ... delilik ama artık uslandım gibi daha gençken bir gün sokakta yatmak zorunda kalırsam diye geceyi tek başıma sokakta geçirmeye karar verip bankta titrerken soluğu karakolda aldım eee kimseye anlatamazdım ama yanlış olan şey benim yüzüm giysilerim sokağa
ait değildi ki gayet temiz ve düzenli ve düzene dahildi tabii , sonra bir gün... neyse ...32 yaşındayım hayat devam ediyor öğrendiğim tek şey ... yalnızlık hep bize dahildir... ve en büyük yoksuluktur...
dışarıda güneş var,perdeler çekik, masam tozlu, üstümde bugün hiç gideceğini düşünmediğim bir tembellikle çok mu karamsar oldu ne...Stefan Zweig'in çok sevdiğim bir sözüyle bitirsem iyi olucak;
"bütün yalnızlar gibi özgür ve bütün özgürler gibi yalnız"
İlginç bir adam Zweig karısı(Lotte ) ile birlikte intihar ederek yaşamına son vermiştir.Bu arada ilk karısı Federike yi de kendisiyle intihar etmeye ikna etmeye çalıştığı rivayet edilir şahsen bilmiyorum bir gün sorarım karşılaşırsak ...:)

Herneyse iyi pazarlar...hala dışarı çıkmak istiyor musunuz?

20 Mayıs 2008 Salı

YOKUŞ YOL'A / TURGUT UYAR

güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar

dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan
Kürdistan'da ve Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar

Muş - Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar

sen bir yaz güzelisin, yaprakların ekşi, suda yıkanırsan
portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar

bir yolda el ele gideriz, o yolda bir gün usanırsan
padişahlar ve Muşlar kanar, darülbedayiler kanar

Muş - Tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki
orada her zaman otlar otlar ergenlikler kanar

el ele gittiğimiz bir yolda sen gitgide büyürsen
benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar

Sometimes, There is no word to say...


... yinelenen şey kendinden eksilir ... herşey aynıysa yeni bir şey yoktur ...yenilenilmez... yenilinir.. no anwer is answer ... suskunluk seçimin değildir oysa, ama there is no word to say diyerek bir cümleyi ana dilinde kurmak istemezsin... bazen hiçliğe olan özlemin gibi ...
akan suyun elinde kaybolup gitmesini gözlerinde ışıltılar oluşuncaya kadar izlersin... sonra yüzünü tavana kaldırır öyle bakarsın ... öyle bakarsın...bakarsın...bakarsın...bakmak seni rahatlatır... bir süre sonra beyaz tavan mavileşir sonsuz bir deniz gibi içine çeker seni ...kapı çarpar... içindeki tüm kapılar kapanır ...kimseye açmak istemezsin ...tam vurgun yemek üzereyken tüm nefesini toplayarak yüzeye çıkarsın... telaşla çırpınır soluk almaya çalışırsın ...gözlerin kızarmış vücudunda güç kalmamıştır...bir müzik başlar...olağanüstü bir hafiflikte "Dalgaları aş(arken)mak " ... Bess'e rastlarsın... bir çocuk gülüşüyle elini uzatır tutarsın... öylece tutarsın ... denizin ortasından seni göğe yükseltecekmiş gibi güvenle tutarsın... elini uzatır yaralarını okşarsın...görünür görünmez yaralarını ...herşey yavaş yavaş kaybolur ...
Bazen yaralarımızın kabukları bağlar bizi birbirimize...

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Şehir / Konstantin Kavafis
"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,"bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;-bir ceset gibi- gömülü kalbim.Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."Yeni bir ülke bulamazsın.Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklardadolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;aynı evlerde kır düşecek saçlarına.Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.
GİTTİĞİNİZ HER YERE YÜREĞİNİZ SİZİNLE GELDİĞİ MÜDDETÇE Kİ GELECEKTİR.
BÜTÜN COĞRAFYALAR AYNIDIR.

15 Mayıs 2008 Perşembe

LE PETIT PRINCE

Annem, biryaz tatilinde hediye etmişti ve anlayamadığım için ki sanırım 9-10 yaşlarındaydım.
Annem anlat dediğinde sürekli tilki, tavuk, prens üçlemesini sayıp durmuştum:)ilk kez aşık olduğumda küçük prens in gülü ile söyledikleri hayal meyal aklıma geldi... Bir solukta gözyaşları içinde okumuştum defalarca okudum....aşık oldum terkedildim... bıkmadan usanmadan okudum
aşık oldum... terkettim ...ağladım...bıkmadan usanmadan okudum... yeri geldi,evcilleşmek istedim...yeri geldi evcilleşmek isteyenler oldu bir an tilki,bir an prens.. yaşam böyle geçip gidiyor ... ama yaşamıma giren her gül benim için hep önemli oldu ...




İşte tilki o zaman ortaya çıktı.- "Günaydın," dedi küçük prense.- "Günaydın," dedi küçük prens nazikçe ama kimseyi görememişti.- "Buradayım," dedi tilki. "Elma ağacının altında."- "Kimsiniz" dedi küçük prens.Sonra da, "çok güzel görünüyorsunuz" diye ekledi.- "Tilkiyim ben," dedi tilki.- "Benimle oynar mısın?" dedi küçük prens. "Cok mutsuzum."- "Hayır," dedi tilki. "Oynayamam; evcil değilim ben."- "Öyle mi? Bağışla beni," dedi küçük prens. Ama bir süre düşündükten sonra, "Evcil ne demek?" diye sordu.- "Sen buralı değilsin," dedi tilki. "Ne arıyorsun buralarda?"- "Insanları arıyorum," dedi küçük prens. "Evcil ne demek?"- "Insanları mı arıyorsun? Silahlari var ve avlıyorlar. Cok can sıkıcı.Ayrıca tavuk yetiştiriyorlar.Tek konuları bunlar. Tavuk mu arıyorsun?"- "Hayır," dedi küçük prens. "Arkadas arıyorum. Evcil ne demek?"- "Genellikle ihmal edilen bir iş," dedi tilki. "Bağlar kurmak anlamına geliyor."- "Bağlar kurmak mı?" Tilki :- "Yani," dedi. "Örneğin sen benim icin hala yüz bin öteki çocuk gibi herhangi bir çocuksun. Benim icin gerekli de değilsin. Senin icin de aynı şey. Ben de senin için yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimiz için gerekli oluruz o zaman. Benim için sen dünyadaki herkesten farklı birisi olursun. Ben de senin için eşsiz, benzersiz olurum..." Küçük prens,- "Anlıyorum galiba," dedi. "Bir çiçek var...Galiba o beni evcillestirdi..."- "Olabilir," dedi tilki. "Dünyada böyle şeyler hep olur."- "Ama hayır, o Dünya'da değil," dedi küçük prens.Tilki şaşırmıştı. Merakla,- "Başka bir gezegende mi?" diye sordu.
- "Evet."- "Orada avcılar var mı?"- "Yok."- "Aman ne hoş! Peki tavuklar?"- "Hayır, tavuklar da yok."- "Hiçbir şey mükemmel olamıyor," diyerek içini çekti tilki.Birden aklına bir fikir geldi.- "Benim yaşamım çok tekdüze," diye anlatmaya başladı."Ben tavukları avlıyorum; insanlar da beni.Bütün tavuklar birbirine benziyor, bütün insanlar da... Bu yüzden çok sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duydugum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim.Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken seninkiler tıpkı bir müzik sesi gibi beni cağıracak, sığınağımdan çıkaracak. Hem bak,şu buğday tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Buğday tarlalarının da hiçbir anlamı yoktur benim icin. Bu da çok üzücü.Ama senin saçların altın sarısı.Beni evcilleştirdiğini bir düşü! Buğday da altın sarısı. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ve ben buğday tarlalarında esen rüzgarın sesini de seveceğim..." Tilki uzun süre küçük prense baktı. Sonra da,- "Lütfen.. Evcilleştir beni!" dedi.- "Çok isterim," dedi küçük prens. "Ama burada çok kalmayacağım. Bulmam gereken yeni dostlar ve anlamam gereken çok şey var."- "Insan ancak evcilleştirirse anlar," dedi tilki. "Insanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar.Ama dostluk satılan dükkan olmadığı için dostları yok artik.Eğer dost istiyorsan beni evcilleştir."- "Seni evcilleştirmek için ne yapmalıyım?" diye sordu küçük prens.- "Cok sabırlı olmalısın," dedi tilki. "önce karşıma, şöyle uzağa çimenlerin üstüne oturacaksın. Gözümün ucuyla sana bakacağım, ama bir şey söylemeyeceksin.Sözler yanlış anlamaların kaynağıdır.Her gün biraz daha yakınıma oturacaksın..." Ertesi gün küçük prens yine geldi.- "Aynı saatte gelmen daha iyi olur," dedi tilki."örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım.Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum. Ne kadar mutlu olduğumu görmüş olursun. Ama herhangi bir zamanda gelirsen yüreğim saat kaçta senin icin çarpacağını bilemez. Insanın belli alışkanlıkları olmalı..." - "Alışkanlıkları mı?"- "Evet.Bunlar coğunlukla ihmal edilir," dedi tilki."Alışkanlıklar bir günü öteki günlerden, bir saati öteki saatlerden farklı kılan şeylerdir.Örneğin benim avcımın bir alışkanlığı vardır.Her perşembe koyun kızlarıyla dansa giderler.Bu nedenle perşembe günleri benim için güzel günlerdir. Üzüm bağlarına kadar sokulabilirim o günler.Ama avcılar herhangi bir günün herhangi bir saatinde gidiyor olsalardı hiç tatilim olmazdı."Böylece küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ayrılma zamanı geldiğinde tilki, "Ağlayacağım" dedi.- "Benim bunda bir suçum yok," dedi küçük prens. "Seni üzmek istememiştim ama evcilleştirilmeyi sen istedin..."- "Evet orası öyle," dedi tilki- "Ama ağlayacağını söylüyorsun."- "Evet, öyle," dedi tilki.- "O halde evcilleştirilmek senin için pek iyi olmadı!"- "Çok iyi oldu!" dedi tilki. "Buğdayların rengini düşün." Sonra da, "Gidip güllere bak şimdi," diye ekledi. "Kendi gülünün eşi benzeri olmadığını göreceksin.Sonra da gel vedalaşalı. Sana armağan olarak bir sır vereceğim." Küçük prens gidip güllere baktı.- "Siz benim gülüme hiç benzemiyorsunuz," dedi. "Hatta hiçbir şeysiniz şu anda.Çünkü ne bir kimse sizi evcilleştirdi, ne de siz bir kimseyi.Ilk gördüğüm zamanki tilkim gibisiniz. O zaman yüz bin başka tilkiden herhangi biriydi. Ama şimdi dostum oldu ve benim icin eşi benzeri yok."Güller çok utanmışlardı.- "Çok güzelsiniz, ama boşsunuz benim için," diye sürdürdü sözlerini küçük prens. "Insan sizin için ölemez. Doğru, gelip geçici biri için benim çiçeğimin sizden hiçbir farkı yok. Ama o benim icin yüzlercenizden daha önemli;çünkü suladığım,cam bir fanusun altına koydugum, önüne siperlik yerleştirdiğim çiçek o.Çünkü tırtılları ben onun için öldürdüm. (Birkaç tanesini bıraktık, sonradan kelebek oldular.) Çünkü, yakındığı ya da övündüğü, ya da hiçbir şey söylemediği zamanlarda dinlediğim çiçeğim o benim. Çünkü o BENİM çiçeğim." Tilkinin yanına döndü sonra:- "Hoşça kal," dedi.-"Hoşça kal," dedi tilki. "Işte sana bir sır, cok basit birşey;Insan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez".- "Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.- "Gülünü senin icin önemli kılan, onun icin harcamış olduğun zamandır."- "Onun icin harcamış olduğum..." diye yineledi kücük prens.Unutmamalıydı bunu.- "Insanlar unuttular bunu," dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın.Evcilleştirdiğimiz şeylerden sorumlu oluruz. Sen gülünden sorumlusun..."- "Ben gülümden sorumluyum," diye yineledi küçük prens.Bunu da unutmamalıydı...

13 Mayıs 2008 Salı

AHHH YOUTUBE SEN NELERE KADİRSİN BANA MAKARNA TARİFİ BİLE YAPTIRDIN:)
Youtube a erieşmeyişimin 13. günü , abartıyorum ama sevgili özler gibi özledim. Erişmeye başlayayım ekranı öpücem ,o güzel kırmızı logosunu sevicem. Zaten hiçbir şeye tahammül edemeyerek erişimi engelleyen zatların silsileleri beni hergün yeterince duyuyordur.İşimin arasında dinlediğim bir kaç şarkıyla mutlu olma hakkımı bile elimden alan mantar kafalar...

biraz olsun masamdan uzaklaşayım ne yapayım derken dedim ki beni ne mutlu eder... kocaman tabak bir makarna ve size spesiyalimin tarifini yazıyorum :)

Malzemeler:

Zeytinyağı ayçiçek de olur kasmayın,

3-4 Adet Domates

2-3 Diş Sarmısak,

Tavuk Bulyon(2 Adet )

Kırmızı Pul Biber-Acısos varsa daha iyi olur.

Fesleğen ,

Kekik,

Tuz,

Tercihen Kalem Makarna , Solucan(küçükken öyle derdim ben )( Spagetti) Makarna,

Birazcık Kaşar Peynir ( Parmesan dermişim kilosu 75-80 YTL yerse...)

Ama evet şımarıklık yapıp dolabınızda 2 kilosunu Carrefour veya metrolardan 20 ytl gibi bir rakama alacağınız abartmadığınız müdettçede makarnalarınıza lezzet katacak karides, ben de çok pahalı olduğunu düşünüyordum ama sonuçta 2 kilo yemiyorsunuz)





Evet:

Zeytinyağı konulmuş bir tencereye rendelenen domates ve kıyılmış sarmısaklar eklenir.Daha sonra içine 1 adet kesmeşeker atabilisiniz sosunuz sırf domates olacağı için ekşi olmasın diye

domates sos kıvamını almaya başlayınca bulyonları ekleyip tadına bakın , bulyonlar çok tuzlu olduğu için tuz atmayabilirsiniz.Bu arada bi zahmet makarnalar başka bir tencerede haşlana dursun.Dondrulmuş karideslerden şöyle 100-200 gram kadar alarak buzunu çözün ve bu karışıma ekleyin zaten çok çabuk pişecektir.Minik minik kıvrılır onlar:) Sonra fesleğen,kekik,acisso veya pul acıbiber koyun şöyle nazikçe ,sevgi ile karıştırın tamam abarttım:) Haşlanan makarnaları asla ama asla soğuk suya tutmayın.Hatta tabağa çok azcık kendi suyuyla koyun ,üstüne sosu ilave edin, rendeleniş kaşar peynirini serpin. Eğer baharsa ve benim gibi fesleğen görünce dayanamayıp alıyorsanız , ki biz köydeyken anneannem feslikan derdi , hoş hala öyle der... canım anneannem çok özledim ... Kaşarın üstüne birkaç yaprak feslikan koyun,gidin güzel bir müzik açın (Ben şimdi olsa passione veya tarantella dinlemek isterdim) ... varsa 1 kadeh şarap ... (Dia da satılan Avanos Vadisi şarapları var, fiyatına aldanıp kötü diye düşünmeyin 5,5-6 YTL ama gerçekten çok güzel içimi tavsiye ederim) keyfini çıkarın...ve tarifin en önemli yanı yalnız başınıza yemeyin :)

Afiyet olsun...:)

12 Mayıs 2008 Pazartesi

- Eve gidel(im)-(mi)?
-Neden?
-Bil(me)m-sen...
"
uyuması için birine şarkı söylemek istiyorum, birisinin yanına oturup hareketsizce durmak. seni sallayarak bir şarkı mırıldanmak istiyorum, tam uykuya dalacağın sırada seninle birlikte olmak. evdeki tek uyanık kişinin ben olmasını, gecenin soğuk olduğunu tek bilenin. hem içeriyi, hem de dışarıyı dinlemek istiyorum, senin içini, dünyanın ve ormanların. saatler, zillerini ağır ağır çalıyorlar, ve sen zamanın aslına inebiliyorsun. sokakta bir yabancı yürüyor ve yoldan geçen bir köpeği rahatsız ediyor. ardından sessizlik geliyor. gözlerimi sana, ellerimi uzatırcasına sunmuştum, karanlığın içinde bir şeyler kıpırdadığında, seni hafifçe tutup sonra da bırakmaları için."
Rainer Maria Rilke

11 Mayıs 2008 Pazar

Daldan dala atlamadan da yazı yazabilirim.Ama bunu seviyorum:)
DAHA NİCE YILLARA 68

Bugün dolu dolu bir gündü ... kapıdan dışarı adımı attığımda yüzüme vuran güneşle vücudumdaki serotonin seviyesi artmaya başladı , çikolata ve muzunda arttırdığı söylenir

"Serotonin, monoamin bir nörotransmitterdir. Triptofan aminoasitinden sentezlenir. Beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılarak daralır; serotonin düzeyi düştükçe genişler" Depresyon anksiyete tedavisinde geri alım inhibitörü içeren ilaçlar verilir.Yapay mutluluklar... Kısaca mutluluk hormonu ama benimki tamamen doğaldı...

Sonra gazetemi aldım dopdoluydu.Birden hangisini okuyacağımı şaşırdım.Mayıs 68...
Evet en sevdiğim ay Mayıs ,keşke o yıllarda yaşasaydım dediğim 1968...Fransız İhtilali döneminin anlatan ve en sevdiğim Japon animesi Lady Oscar idolumdür ama bunun biraz masalsı olduğunu düşünerek Tülay Geman ın 68 Fransa'sında yaşadığı anılarıyla bir an ben de Sorbonne Üniversitesinin anfisinde " Sosyalizm ve özgürlük birbirinden ayrılmaz " diyen Jean-Paul Satre ı dinledim." Otoriter topluma hayır !" , "Yasaklamak yasaktır.", "Büyük okullar (paralı) kapitalist sisteme elit yetiştiren fabrikalardır ..." sloganlarını atan topluluğun için de idim.
Bugün katıldığım bir sempozyumda , özel bir üniversitede ders veren Yusuf Eradam ın tek telefonla sınıf geçildiğini ve ön sıralarda taşınabilir bilgisayarıyla derse gelen ve internete bağlanarak müdahele eden bir kız öğrencinin Deniz Gezmiş ten söz edildikten sonra " o kim "
diye sormuş olduğunu öğrenmem içimi acıtmadı değil ...çok acıttı ...daldan dala atlıyorum ama içimden geldiği gibi yazacağımı belirtmiştim.Sonra yine gazetede okuduğum şiirin bir kaç mısrasını hatırladım .
Jacques Prevert ;
"umuda kilit vurulmuş/Fikirler hapsedilmiş/Gençlik susturulmuş/Dayanamayıp da ağzını açtığında..."
Sonra tekstil işçisi Esra nın , alınterinin serüveni için en güzel giysilerini giyip, bir bayram havasında katıldığı 1 Mayıs ta dayak yerken ki görüntüleri, ve ertesi gün bu görüntülerden ötürü
işini kaybetmiş olması ...İnsanın bazen boğazına doğru bir çığlık yükselir ...O an hızla geçen bir trenin yanında olmanızı tavsiye ederim .Avazınız çıktığı kadar bağırabilirsiniz ,iki istasyon arası yaklaşık 3 -5 dakikadır ve inanın içnizdeki acı birazcık hafifler.Yazının başındaki serotononinde eser kalmadı...kalmasın..çünkü ,MUTLULUK BİREYSEL DEĞİLDİR

Uyumalıyım yarın yorucu bir gün olacak...
Eğer çok yorulmazsam, bir an olsun o fotoğraf karelerinde yer almak istediğim bir fotoğraf sergisine gitmek istiyorumiçin .Bruno Barbey in " Mayıs 68 " sergisi Fotoğraf Evi'nde...

D'm bugün için teşekkürler,neyse ki varsın...

10 Mayıs 2008 Cumartesi

"ELLERİM ÜZERİNDE GECE MÜHÜRLERİ,AŞKIN KITA SAHANLIĞINDA KAÇAK BİR GERİLLAYIM" Haydar Zeki
"Seni bir gün en yakının ele verirse eğer,öğren susmasını ve ağlamamasını.bir kavanozun içinde mavi bir gülyetiştir her gün daha çok yaşayan.bir masalın ağzını kapat ve yatgeniş odalarda. Bir oksijen çadırında.ona kötü bir şey olsun istedim.bana âşık olsun istedim."L.M.....(mürdüm olsa
severim ben hem mürdüm eriğini ,hem rengini)

La llorona (ağlayan kadın) , iyi ve kaybeden kadınlar vardır...aslında böyle sınıflamakta yanlış...bu arada bu sayfaya yazacağım tüm yazıları asla düzeltmeden içimden geldiği gibi yazacağım için tüm küfürleriniz kabulumdür büyük ihtimalle yazarkenden de sarhoş olma ihtimalim çok yüksek olacağı için ne düşündüğünüz umrumda bile değil hayatta ne düşündüğü benim için önemli olan sadece 1- 2 kişi var çünkü ...:)sizin de bu sayıya dahil olma ihtimaliniz ...ihtimal olasılık kombinasyon permütasyon aynı şeylerdi sanırım... bir kadın bir erkekle 2. görüşmede sevişirse ,sev(iş) mek sevmek karşılıklı ve isteş bir fill 2. görüşmeye uygun mu bilmem bazen evet, bazen ..."sevgi emek(mi) tir?" selvi boylum al yazmalım
bilmem o kadın yani yaklaşık 16 kez izlediğim filmde ki Asya yı hep giderken omzundan tutup sarsmak istemişimdir... kendine gel diye ... sefkatle, iyilikle olmaz sadece ... yatağında yatıp...
senelerce bir adamı düşlemek mi istiyorsun...sadece iyi diye, sadece Samet baba dedi diye ve sen ve sen Asya eğer güzel bir kadın olmasaydın ... ne sevgi ne şefkat olur muydu Asya o adamın (Cemşit ) şefkati senin aşkını elde edememekten doğdu,iyiliği o yüzden ...belki kötüyüm ama ..aşk tutkudur Asya ... bırak... sen bu kadar güzel ,sen bu kadar iyi ,sen bu kadar sadık ,sen bu kadar kadın olduktan sonra...şefkat denizde kumdur Asya ama sen...sen demedin mi ""elini tuttum sicacikti.. sanki yuregi elimdeymis gibi" elinde bir yüreği hissetmek zordur Asya ..hep bir masalın ağzını kapatıp,geniş odalarda yalnız , bir oksijen çadırında soluksuz gibi kalsan da... kötü bir şey yap Asya iyi şeyler hep zaten kurallı,kabullenilmiş, düzene dahildir kötü bir şey olsun istedim... aşık olmak istedim de...